13 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gereken durumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtla bildirilmesini öngören bir düzenleme yoktur.

Kanuna göre Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. Mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere itiraz edemeyecekleri yolundaki hükmün istisnasız uygulanmasının çeşitli hak kayıplarına ve verginin beyan edilmesinde çekinceye yol açarak vergi kaybına neden olmaktadır.

İçtihatla benimsenen ihtirazî kayıtla beyanname verme yolunun yükümlülerce yaygın bir şekilde kötüye kullanılması ve vergi borcunu sürüncemede bırakmanın bir aracı haline gelmiştir. Bunun üzerine ihtirazî kayıtla verilen beyannameler üzerine hesaplanan vergilere yapılan itirazların verginin tahsilini durdurmayacaktır.

Yükümlülerin beyannamelerine ihtirazî kayıt koyabilecekleri ve bu yolla dava hakkına sahip olabilecekleri dolaylı olarak kanunda ifade edilmiştir. Ancak bu şekilde dava açılması yürütmenin kendiliğinden durmasına neden olmayacaktır.

Vergi dairelerinin, beyanların düzeltilmesine yönelik müeyyideli yazıları üzerine, ihtirazi kayıtla kanuni süresinden sonra verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve kesilen cezalara karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi, 27/02/2019 tarih ve B.No:2015/15100 sayılı kararıyla; başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğunu ve Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Davalı idarenin beyanların düzeltilmesine ilişkin müeyyideli yazılarına istinaden davacı tarafından verilen düzeltme beyannamelerine konan ihtirazi kayıt dava açma hakkı verecektir. 

Davalı idarenin müeyyideli yazısında yer alan, mükellef tarafından düzenlenen faturalardan kaynaklanan katma değer vergisi indirimlerinin beyanlardan çıkarılması suretiyle ihtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkuk eden vergilere karşı dava açılabilecektir. 

VERGİ KAÇAKÇILIĞI SUÇUNA İŞTİRAK EDEN MUHASEBECİ HAKKINDA DANIŞTAY KARARI

Vergi kaçakçılığı suçuna iştirak etmesi sebebiyle kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle muhasebe elemanı davacı adına dava açılmıştır.Danıştay Dördüncü Dairesi, 18/09/2018 tarih ve E:2014/2542, K:2018/7831 kararında konuya ilişkin davalı mahkemenin temyiz istemini incelemiştir.

Davacı muhasebeci, Metal Orman Ürünleri İnşaat ve Madencilik Limited Şirketinin ön muhasebesini tuttuğu, bulunduğu hizmet için bir miktar ödeme aldığı, firma sahiplerinin isteği doğrultusunda fatura düzenlediği ve içeriğinin doğru olup olmadığını bilmediği savunmalarında bulunmuştur. Öte yandan davacının evinde yapılan aramada söz konusu şirkete ait bir kısmı dolu bir kısmı boş faturalar bulunmuş olup davacı içeriğine dair bilgisi olmadığını iddia etse de belgeleri kendisinin düzenlediğini beyan etmiştir. 

Değerlendirme sonunda, vergi ziyaına sebep olan şirketle ilgili faturaların davacının adresinde bulunması, davacının sahte belge düzenlemeye iştirak edip menfaat elde ettiğine karar verilmesine sebep olmuştur. Bu sebeple Danıştay, vergi cezasında hukuka aykırılık bulunmadığına karar vermiştir. 

GERÇEĞE AYKIRI DÜZENLENEN KURUMLAR VERGİSİ BEYANNAMESİNE İLİŞKİN DANIŞTAY KARARI

Danıştay Vergi Daireleri Kurulunun 2019/592 E, 2020/1005 K. sayılı kararında, vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan dava değerlendirilmiştir. 

Davacı hakkında, gelirinin bir kısmını beyan etmediği belirlenen vergi inceleme raporu sebebiyle re’sen kurumlar vergisi salınmış, verginin bir katı tutarında ceza kesilmiş ve tekerrür hükümleri uygulanarak ceza arttırılmıştır. Davacı, kesilen bu vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle dava açmıştır. 

Akaryakıt alım ve satımı faaliyetinde bulunan davacı hakkında başlatılan inceleme sonucu 2011 yılına ait yasal defter ve belgeler istenmiştir. Davacı tarafından bazı defterler ibraz edilmiş ancak yasal defterler ibraz edilmemiştir. Kurumlar vergisi, gelir üzerinden alındığı için beyanların gerçeğe uygun ve yasal belgeler üzerinden yapılması oldukça önemlidir. 

Vergi Usul Kanunu m.30/2’de, tutulması mecburi olan defterlerin hepsi veya bir kısmının ibraz edilmemesi ve  beyannamenin gerçeği yansıtmadığına delil bulunmasının re’sen tarh nedeni olduğu düzenlenmiştir. 

Davacının kurumlar vergisi beyannamesine göre satışların maliyeti ve dönem sonu mal mevcudu toplamı tutarı ile Ba-Bs formlarına göre akaryakıt alışları tutarı arasında büyük farklar tespit edilmiştir. Bu durum beyanların gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Gerçeği yansıtmayan beyanlara rağmen davacının mal alımlarının gerçek olup olmadığı yönünde yeterli tespit yapılmadığı gerekçesiyle karar verilmiştir. Danıştay, verilen bu kararın ve hukuka aykırı bulunan ısrar kararının bozulmasına karar vermiştir. Uyuşmazlık konusu dönem için 18/02/2014 tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.

DANIŞTAY ÇED RAPORUYLA İLGİLİ İDARE MAHKEMESİ KARARINI BOZDU

ÇED olumlu kararının yargısal denetiminin yapıldığı İdare Mahkemesi kararı, Danıştay 6. Daire Başkanlığının 2020/9813 E. , 2020/11465 K sayılı kararınca bozulmuştur. 

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine göre projeler hakkında, projenin inşaat ve işletmesinde oluşacak çevresel etkilerin ve alınacak önlemlerin değerlendirildiği, çevresel etki değerlendirmesi başvuru dosyası hazırlanması gerekmektedir. Buna göre proje hakkında ÇED olumlu ya da ÇED olumsuz kararı verilir. 

Uyuşmazlık konusu davada ÇED olumlu raporu, İdare Mahkemesi tarafından keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporuyla incelenmiştir. Danıştay kararında, İdare Mahkemesince verilen kararda esas alınan bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin, soyut ve genel nitelikteki bir takım çekince ve öngörülere dayandığı belirtilmiştir. ÇED raporuna ilişkin, proje yerinde yapılmış gözlem ve incelemelere dayalı somut ve teknik tespitlerin bilirkişi raporunda yer almadığı açıklanmıştır. Bu hususları kapsayacak şekilde yeni bir bilirkişi heyeti seçilerek yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması kararı verilmiştir. 

COVİD-19 SEBEBİYLE İHALENİN İPTAL EDİLME KARARINI DANIŞTAY HAKLI BULDU

Danıştay, 2020/3157 E. , 2020/3348 K. sayılı kararıyla Koronavirüs sebebiyle ihalenin iptal edilmesini hukuka aykırı bulan İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.

Tarım İşleri Genel Müdürlüğünce 30/10/2019 tarihinde “İki Yıl Süreli Yemek Hazırlama, Yemek Servisi ve Fırın İşçilikleri” ihalesi yapılmıştır. Koronavirüs sebebiyle ihale iptal edilmiş ve davacı şirketin şikayet başvurusu Kamu İhale Kurulu tarafından reddedilmiştir. Kamu İhale Kurulunun kararının iptali için açılan davada, İdare Mahkemesince kurul kararı iptal edilmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde,davalı idare tarafından ,Covid-19 sürecinin belirsizliği atlatılarak, “Aşçılık, Garsonluk ve Temizlik İşi” ihalesinin gerçekleştirileceğinin duyurulması ve bu ihalenin iptal edilen ihaleyle benzerliklerinin bulunması yer almıştır.

Hizmetin niteliği değiştiği ve salgına yönelik önlemlerin ne kadar devam edeceği belirsiz olduğu için mevcut ihale dokümanına göre hareket edilemeyeceği kabul edilmiştir. Davalı idarenin duyurduğu yeni ihalenin, malzeme tedariği ve personel alımına ilişkin olduğu ve uyuşmazlık konusu ihale ile arasında büyük maliyet farkları olduğu değerlendirilmiştir. Bu sebeplerle yeniden ihale yapılmasının uyuşmazlık konusu ihalenin iptalini sakatlamayacağına karar verilmiştir. Covid-19 salgının belirsizliği sebebiyle kaynakların verimli kullanılması ve kamu yararı açısından uyuşmazlık konusu ihalenin iptali hukuka uygun olarak görülmüştür. Danıştay, bu itibarla İdare Mahkemesinin kararını hukuki olarak isabetli bulmadığını açıklamıştır.

Telefon Et
Mail At