+90 850 644 84 59
info@mermerogluhukuk.com
TANIMA 
TANIMA
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda düzenlenmiştir.
Tanıma nedir?
Her Devlet kendi sınırları içerisinde gerçekleşen olaylara ilişkin yargılama yapma hak ve yetkisine münhasıran sahiptir.
Bu hak ve yetki Devletin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla kısıtlanabilir.
Dolayısıyla kural olarak bir işlem veya eylem hakkında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümünde meydana geldiği yerin mevzuat hükümleri uygulanır.
Diğer yandan yabancılık unsuru taşıyan hukuki ilişkilerde bir Devletin yargı mercileri tarafından verilen kararın bir başka Devlette uygulanması gerekliliği sıklıkla karşılaşılan durumdur.
Bu durumlarda Devletler uluslararası antlaşmalara taraf olarak ya da kendi iç mevzuatlarında yabancı mahkemeler tarafından verilen kararların bağlayıcılığı hakkında kurallar koyabilirler.
Tanıma ve tenfiz müesseseleri bu ihtiyaçtan ortaya çıkmış ve gerek uluslararası sözleşmelerin gerekse yerel mevzuatların parçası haline gelmiştir.
Tanıma, yabancı mahkeme kararının kesin delil veya kesin hüküm olarak yerel yargı merciince kabul edilmesidir. Tanıma davası sonucunda yerel mahkeme yabancı mahkeme kararının tanınmasına ya da tanınma talebinin reddine dair hüküm tesis eder. Bu hükme karşı yereş mevzuatımız gereği kanun yolu başvuru hakkı vardır.
Ülkemizde tanıma davasında izlenecek hukuki prosedürde yabancı mahkeme kararının hangi ülkeye ait olduğu , o ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşma olup olmadığı ya da yine o ülkenin ve  Türkiye Cumhuriyeti’nin  müştereken tarafı olduğu çok taraflı uluslararası antlaşma olup olmadığı öncelikle araştırılmalıdır.
Tanıma talebinin incelenmesinde tenfiz isteminden farklı olarak mahkeme kararının verildiği devlet ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık esasına dayanan bir antlaşma ya da o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün bulunması şartı aranmaz.
Tanıma esas itibariyle yabancı mahkeme kararının icrailik vasfı taşımadığı hallerde açılan dava yoludur.
Türkiye Cumhuriyeti uluslararası antlaşmalarla pek çok devlet ile tanıma ve tenfiz konularında müşterek hükümlerin uygulanmasını kabul etmiştir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukukuna Dair Kanunun 58. ve 59. maddeleri “Tanıma” usulüne ilişkindir.
  
 
Tanıma kararı verilebilmesi için ;
  • Yabancı mahkeme ilâmının, Türk mahkemelerininmünhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
  • Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. 
  • O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tanıma istenen kişinin hükmü veren mahkemeyeusulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tanıma istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması aranır.
 
Yabancı mahkemenin aşkın yetki ile verdiği kararların tanınması Türk Mahkemelerinden istenemez. Türk Mahkemesi aşkın yetki ile karar verilip verilmediğini münhasır yetkinin olduğu durumlarda  re’sen incelemekle yükümlü olup münhasır yetkinin dışındaki aşkın yetki varlığı hallerinde ise karşı tarafın yani davalının mutlaka bu hususta itiraz ileri sürmüş olması gerekir. Yargıtay emsal kararları bu yöndedir.
 
Yabancı mahkemenin kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesinde ise Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 10/02/2012 tarih 2010/1 e , 2012/1 k sayılı kararına göre hareket edilir.
 
Yargıtay kararında kamu düzeni kavramının son derece geniş ve yoruma müsait olduğunu, her emredici hüküm ihlalinin kamu düzenine aykırılık hali yarattığını söylemenin olanaklı olmadığını, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesinin Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine , toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejime  ,insan hak ve özgürlüklerine  göre çizilebileceğini belirtmiştir.
 
Türk mahkemesi kamu düzenine aykırılığı değerlendirirken diğer yandan da içerik denetimine girmemekle yükümlüdür. İçerik denetimi yasağı takdir hakkı ile ortadan kaldırılamaz.
 
MÖHUK’ta yer verilen gerek tanıma gerekse tenfiz sisteminde tenfiz hakimince yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Aksi halde Türk mahkemesi hakimi yabancı mahkeme üzerinde üst mahkeme gibi görev yapmış olacaktır.
Türk Mahkemesinin kamu düzenine aykırılık incelemesinde yabancı mahkeme kararında yer verilen hüküm fıkrasının Anayasamızın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine , Türk toplumunun genel örf ve adetlerine , ahlak telakkilerine aykırı olup olmadığıyla sınırlı değerlendirme yapması gerekir.
 
Yabancı mahkeme kararlarının tanınmasında Asliye Hukuk Mahkemeleri genel yetkili mahkemelerdir. Ancak Aile Mahkemesi görev alanına giren konulara ilişkin olarak verilen yabancı mahkeme kararlarının tanınması Aile Mahkemesinde, İflas Hukukunun alanına giren uyuşmazlıklara ilişkin verilen yabancı mahkeme kararlarının tanınması Ticaret Mahkemelerinde, Ticaret Mahkemesinin görevine giren diğer konulara ilişkin ilamların tanınması Asliye Ticaret Mahkemelerinden talep edilecektir.
 
Örneğin yabancı ülkede verilen boşanma ilamının tanınması için davacının Aile Mahkemesine başvurması gerekir.
 
Tanıma davasında yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise MÖHUK madde 51/2’den yararlanırız.
 
Tanıma davasının davalısı olan kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava ikame edilebilecektir.
 
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan önemli bir husus da tanıma davasına konu yabancı mahkeme kararının kesinleşme sürecine ve aslı gibi şerhinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
 
Usul kuralımız gereği tanıma davası açılırken dava dilekçesine tanınması talep edilen yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca onanmış aslının veya ilamı veren yargı makamı tarafından onanmış örneğinin ve onanmış tercümesinin , ilamın kesinleştiği tarihi gösteren ve o ülke makamlarınca onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin eklenmesi gerekir.
 
Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir.
İşte 
yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır.
 
Yargıtay kesinleşme şerhinin dava dilekçesine eklenmemiş olması halinin davanın reddi sebebi sayılmaması gerektiğine hükmetmektedir.

"MÖHUK’nın 53/b maddesi gereğince, ilâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin dava dilekçesine eklenmesi gerekmektedir. Ancak kararın dava tarihinden önce kesinleşmesi karşısında kesinleşme şerhine yönelik eksikliğin yargılama sırasında giderilmesi mümkün olmalıdır. Zira kesinleşme şerhi MÖHUK’nın 50. ve 54. maddelerinde tenfiz şartı olarak öngörülmemiştir." 19.12.2019 YARGITAY Hukuk Genel Kurulu         2019/272 E.  ,  2019/1396 K.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin tanıma kararına yanlış yazılması haline dair vermiş olduğu kararı da paylaşmakta fayda görüyoruz.

"Somut olayda, davacı vekili 
yabancı mahkeme ilamının kesinleşme tarihinin karara yanlış yazıldığını belirterek bu hususun tashihini talep etmiştir. Davacı vekilinin bu talebi, tashih kapsamında bir talep olup MÖHUK 52/1 maddesine göre davacının bunu talep etmede hukuki yararı da bulunmaktadır. Mahkemece talebin HMK 304. maddesindeki şartların bulunmadığı gerekçesi ile reddi hatalıdır. Ayrıca tashihi istenen karar, taraflara tebliğ edildiğinden, mahkemece taraflar davet edilmeden talep ile ilgili karar verilemesi de doğru bulunmamıştır. Buna göre mahkemece HMK 304/1. maddesindeki usul uygulanarak davacının tashih talebi ile ilgili hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi". 16.01.2020 YARGITAY
2. Hukuk Dairesi         2019/8373 E.  ,  2020/290 K.