+90 850 644 84 59
info@mermerogluhukuk.com
İDARE HUKUKU
İDARİ PARA  CEZALARI
İdari para cezaları devletin kurumları tarafından, kabahat niteliğindeki fillere karşı verilen cezalardır. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 2 nci maddesi ile Kabahat ise kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olarak tanımlanmış, kabahatler karşılığında uygulanacak idari yaptırımlar; idari para cezası ve idari tedbirler olarak tasnif edilmiştir.
 
Kabahatler Kanunu’nun genel gerekçesinde de idari para cezalarının bir ceza hukuku yaptırımı niteliğini taşımadığı, adli sicile işlenmediği, hapis cezasına dönüştürülmediği açıklanmıştır.
 
Bu fiiller (kabahatler) karşılığında, genellikle parasal nitelikte bir yaptırım öngörülmektedir. Ancak, bu parasal yaptırım, bir ceza hukuku yaptırımı olan adlî para cezası” değil; idarî yaptırım olarak idarî para cezası” niteliği taşımaktadır.
 
Belirtmek gerekir ki, her ikisi de belli bir miktar paranın kişiden alınıp Devlet Hazinesine intikalinden ibaret gibi görünürse de; adlî nitelikteki para cezası ile idarî nitelikteki para cezası arasında, karar veren merci, yaptırımın infaz sureti, yaptırıma bağlanan kanunî neticeler bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
 
Örneğin, idarî nitelikte bir yaptırım olarak para cezasına, ceza muhakemesi süreci sonucunda mahkeme tarafından hükmedilmez; bu ceza, idarî görev yapan bir kişi veya kurul tarafından verilir. Bu cezalar, adlî sicile kaydedilmez, ödenmediği takdirde hapse dönüştürülmez.
 
İdarî nitelikteki para cezası”, bir uyarı (ikaz) fonksiyonu gördüğü gibi, kamu açısından oluşmuş olan zararın giderilmesi amacına da hizmet edebilir. Bu nedenle, idarî para cezasının mislî nitelikte olması mümkündür.”
 
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu idari yaptırımları düzenleyen 25. Maddesine göre;
 
“(1) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında bin Türk lirasından on beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.
 
(2) Birinci fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.
 
(3) 19 uncu maddede öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan birinci fıkra kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada düzenlenen idari para cezaları hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.
 
(4) Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir. Hakkında uyarı cezası verilen kişi veya kurumun ayrımcı fiilinin tekrarı hâlinde alacağı ceza yüzde elli oranında artırılır. Bu artış ceza üst sınırını aşamaz.
 
(5) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.
 
(6) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde idari yaptırımlara ilişkin olarak 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.”
 
Madde hükmü idari para cezalarının uygulama ve ödeme esaslarını düzenlemiş, kanunda hüküm bulunmayan haller için Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanacağını belirtmiştir.
 
5326 sayılı Kabahatlar Kanunu’na göre; idari para cezası verebilecek kurumlar; Devlet Tüzel Kişiliği, İdari Kamu Kurumları, Mahalli İdareler, İktisadi Kamu Kurumları, Sosyal Kamu Kurumları, Bilimsel Kamu Kurumları, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları ve Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlardır.
 
Yukarıda yer verilen kamu tüzel kişiliği tasnifine dahil kamu tüzel kişileri ile bu tasnifte yer almayan diğer kamu tüzel kişilerine idari para cezası verme yetkisi kanunla verilmiş olması halinde, bu tüzel kişilerce verilecek idari para cezalarında 5326 sayılı Kanunla getiren genel esaslara uyulması gerekmektedir. Bunun yanında 5326 sayılı Kanun idari para cezası verme yetkisini Cumhuriyet Savcılarına ve Mahkemelere de vermiş olup bu merciiler tarafından verilen idari para cezaları hakkında da bu Tebliğde yapılan açıklamalara göre işlem yapılacaktır.
 
5326 sayılı Kanunun 25 inci maddesine göre idari yaptırım kararlarında;
 
  1. Hakkında idari yaptırım kararı verilen kişinin kimlik ve adresinin
  2. İdari yaptırım kararı verilmesini gerektiren kabahat fiilinin,
  3. Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün delillerin,
  4. Karar tarihi ve kararı veren kamu görevlilerinin kimliğinin,
  5. Fiilin işlendiği yer ve zamanın, bulunması zorunludur.
 
Cezalar, Tebligat Kanunu’nda belirtilmiş esaslara göre tebliğ edilir, takip ve tahsil edilebilmesi için ise bu cezalara ilişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesi gerekmektedir. İdari para cezasına itiraz süresi, genel olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesine göre 15 gündür. İtiraz süresi idari para cezasının ilgili kişiye tebliğinden, yani para cezasına dair yaptırım kararının eline ulaşmasından itibaren başlar.
 
İdari yaptırım kararları;
 
Kararın ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmadığı takdirde bu sürenin bitiminde,
 
Kanuni süresinde sulh ceza mahkemesine başvurulması halinde, Sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz edilmemiş ise kararın taraflara tebliğini takip eden 7. günün bitiminde kanunla belirlenmiş tutarın altında kalan bedeller için idari para cezalarına ilişkin sulh ceza mahkemesinin karar tarihinde,
 
Sulh ceza mahkemesi kararına ya da mahkemeler tarafından verilen idari yaptırım kararlarına karşı itiraz edilmesi halinde itiraz üzerine verilen karar tarihinde kesinleşmektedir.
 
5326 sayılı Kabahatler Kanunu madde 17/6 “Kabahat dolayısıyla idari para cezası veren kamu görevlisi, ilgilinin rıza göstermesi halinde bunun tahsilatını derhal kendisi gerçekleştirir. İdari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.” Hükmünü amirdir. Bu hükme göre idari para cezasını veren görevliye cezanın kesildiği anda yapılan ödeme ile indirim mümkündür. Bu ödemenin itiraz yoluna başvurmadan önce yapılması gerekmekte ise de itirazı etkilemeyecektir. Ödemelerin ödeme süresi içinde yapılması gerekmektedir. Buna karşın kanuni ödeme süresi dava açma süresini aşan para cezalarında ise peşin ödeme indirimi dava açma süresi içerisinde yapılan ödemelere uygulanacak, bu süreden sonra yapılan ödemelerde ise peşin ödeme indirimi uygulanmayacaktır.
 
İdari para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesi yolu hukukumuzda yer almamakta olup borcun ödenmemesi halinde yalnızca icra işlemleri yapılması mümkündür.
 
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesine göre idari para cezalarına itiraz Sulh Ceza Hakimliklerine yapılmakta ise de idari para cezasına ek olarak bir yaptırım kararı da verilmişse, örneğin para cezasıyla birlikte ayrıca işyerini kapatma cezası verilmişse, görevli mahkeme İdare Mahkemesidir, iptal davası açılması gerekmektedir.
İdari para cezasının muhatabının ölümü halinde izlenecek yola ilişkin Danıştay Kararı aşağıda sunulmaktadır:
Danıştay 13. Dairesi’nin 7.4.2006 günlü, E:2005/10067, K:2006/1660 sayılı kararıyla; olayda, davacılar murisi …’ya verilen idari para cezasının iptali istemiyle bu davanın adı geçenin 1.11.2005 tarihinde ölümü üzerine mirasçıları tarafından açıldığının anlaşıldığı, ceza sorumluluğunun bireyselliği ilkesinin idari para cezaları alanında da geçerli olduğu, anılan idari para cezasının mirasçılardan tahsili olanağının bulunmadığı, diğer yandan yalnız öleni ilgilendiren idari para cezasıyla ilgili işlemin iptali istemiyle davacıların dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı yasanın 15/1-b maddesi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir. Davacılar, işlemin iptalinin gerektiğini, aksi halde cezanın kesinleşeceğini; davalı idare (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) ise 6183 sayılı yasanın 7. maddesinin olayda uygulanabileceğini, idari para cezasının mirasçılardan tahsili olanağı bulunmadığı yönündeki gerekçenin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedirler. ... Danıştay 13. Dairesi’nce verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, ...anlaşıldığından, tarafların temyiz istemlerinin reddine, Danıştay 13. Dairesi’nin 7.4.2006 günlü, E:2005/10067, K:2006/1660 sayılı kararının onanmasına, 31.5.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi. (2006/2914 E., 2007/1316 K.)
KARŞI OY: İdari para cezasının tahakkuk ettirilmesinden sonra, anılan ceza kamu alacağı haline dönüşmüştür. Bu nedenle, mirasçılardan tahsil edilebilir nitelikteki bu cezaya karşı davacıların dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Açıklanan nedenle, davacıların temyiz isteminin kabulü ile işin esası incelenerek bir karar verilmek üzere Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla karara karşıyız. 18 “...6183 sayılı Kanun’da adli ve idari para cezalarının amme borçlusunun ölümü halinde terkin edilip edilmeyeceği hususunda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmü yer almaktadır. Anayasa’nın bu hükmü ile şahısların işledikleri idari veya adli suçlara istinaden gerek adli gerekse idari merciler tarafından verilen cezaların yalnızca o kişiye yönelik olarak infaz edilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Diğer taraftan, ...5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun; “Ceza sorumluluğunun şahsîliği” başlıklı 20. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “(1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” hükmü, “Sanığın veya hükümlünün ölümü” başlıklı 64. maddesinde de “(1) Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. ...” hükmü yer almaktadır. İdari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla, Anayasanın 38 inci maddesinde yer verilen “Cezaların Şahsiliği” ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir.” (Bu konuda ilk tebliğ 16/12/2005 tarih ve 26025 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 437 Seri no.’lu Tahsilat Genel Tebliği olup, 442 seri no.’lu Tebliğin yayımı ile yürürlükten kaldırılmıştır.)
Görevli Mahkemeye ilişkin Yargıtay kararı aşağıda sunulmaktadır:
 
T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2016/13487 K. 2019/37 T. 14.1.2019
 
ÖZET : Dava, idari para cezası tahakkukunun iptali ve bu nedenle yersiz ödenen miktarın yasal faizi ile tahsili istemine ilişkindir. Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
Mahkemece, idari para cezasının iptali yönünden görevsizlik kararı vermek, idari para cezasının idari aşamada kesinleşmesi veya idare mahkemesine müracaat halinde bekletici mesele yapılarak diğer talepler yönünden sonucuna göre bir karar vermek gerekir.Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırıdır.
Uyuşmazlık Mahkemesi kararı aşağıda sunulmaktadır:
ESAS   NO   : 2007/4 KARAR NO: 2007/53 KARAR TR : 2.4.2007 (Hukuk Bölümü)
ÖZET: 4077 Sayılı Yasanın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, 25/8. maddesi uyarınca verilen idari para ve durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
 
K A R A R
 
 
Davacı : Rasa Güzellik Merkezleri Gıda Tur.İth.İhr.San.Tic.Ltd.Şti.
            Vekili  : Av. C.Ç.T.
            Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Tük. ve Rek. Kor. Gen. Müd.)
           
            O L A Y          : Reklam Kurulunun 13.12.2005 tarih ve 123 sayılı toplantısında alınan ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 23.12.2005 tarih 2005/286 sayılı onayı ile uygun bulunan işlem ile, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun’la değişik 16. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle anılan Kanunun 17 ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve reklamları durdurma cezası verildiği hususu  davacıya  tebliğ edilmiştir.
Davacı vekili, idari para ve durdurma  cezasının iptali istemiyle 1.3.2006 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 6.4.2006 gün ve Müt.E:2006/74, Müt.K:2006/74 sayı ile, dosyadaki evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda; Reklam Kurulunun 13.12.2005 tarih ve 123 sayılı toplantısında alınan kararın Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 23.12.2005 tarih 2005/286 sayılı onayı ile uygun bulunarak, itiraz eden hakkında 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 4822 Sayılı Kanun'la değişik  16. maddesinde öngörülen ticari reklam esaslarına aykırı reklam yapıldığı gerekçesi ile aynı kanunun 25/8 maddesi uyarınca idari para cezası düzenlendiği, yapılan itirazın Kabahatler Kanunun 3.maddesi gereğince genel hükümlere tabi olduğu,  Anayasa Mahkemesi 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3.maddesini 01/03/2006 tarih 2005/108 E.2006/35 K.sayılı kararı ile Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verdiği, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Kanununun 25.maddesinde belirtilen idari para cezasını kimlerin vereceği ve buna karşı itiraza ilişkin düzenlemenin mevcut olduğu,  aynı Kanunun 26.maddesi gereğince de İdari Mahkemelerinin görevli gösterildiği; bu gerekçeler doğrultusunda Tüketicinin Korunması Kanununa dayalı olarak verilen idari para cezasının, mahkemelerinin inceleyebileceği kararlardan olmadığı, itiraz edenin 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Kanunun 26/c maddesi gereğince İdare Mahkemesine dava açmakta serbest olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, aynı istemle 2.5.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ; 16.5.2006 gün ve E:2006/1254, K:2006/1420  sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü kanununun 2. maddesinde, idari yargının görev alanının, idari işlem ve eylemler ile genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklardan doğan davalarla sınırlı olduğu, 14. maddesinin 3/a bendinde, dava dilekçelerinin görev ve yetki yönünden inceleneceği, b fıkrasında da yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı, 15. maddesinin 1/a bendinde ise, adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceğinin kurala bağlandığı; toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2.maddesinde; "kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık" Kabahat olarak tanımlanmış, 3. maddesinde; bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde; kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun  belirtildiği; yukarıda sözü edilen Kanunun "Başvuru Yolu" başlıklı 27. maddesinde ise; idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliğ veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, geçici 2. maddesinde de, bu Kanunun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının hükme bağlandığı, sözü edilen 5326 sayılı Kanunun 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği; belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabileceği; bu durumda, dava, yukarıda adı geçen Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra açılmış olduğundan, idare mahkemesince incelenme olanağının bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar  temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
            İNCELEME VE GEREKÇE:
            Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı  başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine İdare Mahkemesince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine muhalefet edildiğinden bahisle, aynı Yasa’nın 17 ve 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca idari para ve reklâmları durdurma cezası verilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir” denilmiş; 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun’la değişik 16. maddesinde, ticari reklâm ve ilânların kanunlara, Reklâm Kurulu’nca belirlenen ilkelere, genel ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına uygun, dürüst ve doğru olmalarının esas olduğu, tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklâm ve ilânlar ve örtülü reklâm yapılamayacağı, aynı ihtiyaçları karşılayan ya da aynı amaca yönelik rakip mal ve hizmetlerin karşılaştırmalı reklâmlarının yapılabileceği, reklâm verenin, ticari reklâm veya ilânda yer alan somut iddiaları ispatla yükümlü bulunduğu, reklâm verenlerin, reklâmcılar ve mecra kuruluşlarının bu madde hükümlerine uymakla yükümlü oldukları belirtilmiş; 17. maddesinde, Reklâm Kurulu konusundaki düzenlemeye yer verilmiş; 25. maddesinin 8. fıkrasında, 16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanacağı, Reklâm Kurulu’nun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezasının on katı olarak uygulanacağı kurala bağlanmış; 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun’la değişik 26. maddesinin ikinci fıkrasında, bu Kanunda düzenlenen her türlü para cezasının, idari nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
4077 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
  1. a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,
  2. b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,
          uygulanır" denilmiştir. 
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
            Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
            Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
            İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4077 sayılı Yasa’nın 25. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Dava konusu işlemin, reklâmları durdurma cezası verilmesine ilişkin kısmına gelince; Yasa’da, durdurma cezalarına karşı yapılacak itirazlara bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğu yolunda açık bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, idarenin organları eliyle uygulanan ve idari işlem niteliğini taşıyan durdurma cezası; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.maddesinin birinci fıkrasının “a” bendine göre, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile  hukuka  aykırı  olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında olup, görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
 
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle  Ankara 10. İdare Mahkemesi’nce verilen 16.5.2006 gün ve E:2006/1254, K:2006/1420 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde idari para cezası yönünden OYBİRLİĞİ İLE, durdurma cezası yönünden, Üye Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU  İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
 
KARŞI OY
 
Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi hükümlerine aykırılık nedeniyle anılan Yasanın 25/8. maddesi uyarınca verilen  idari para ve durdurma cezasının iptali istemiyle açılmıştır.
4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlıklı 25. maddesinde ise, Yasa hükümlerine aykırı eylemlere uygulanacak ceza tür ve miktarları belirlenmiş; 8. bendinde “16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000 lira para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” kuralı yer almıştır.
Anılan Yasa’nın “Cezalarda Yetki, İtiraz ve Zamanaşımı” başlıklı 26. maddesinde de; 25’inci maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezaların Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki cezaların ise o yerin mülki amiri tarafından uygulanacağı, bu Yasada düzenlenen her türlü para cezasının, idari nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kurala bağlanmıştır.
Yargılama usulünde görev konusu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, görevle ilgili düzenlemelerin açık ve net olması, karışıklığa meydan vermemesi gerekmektedir.
Olayda, 4077 sayılı Yasa’nın 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş olan durdurma cezasının iptali istenilmektedir.
Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinde bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı belirtilerek, Yasa’nın uygulanması bakımından Tüketici Mahkemelerinin genel görevli kılındığı, 26. maddeyle İdare Mahkemelerine yalnızca idari para cezaları yönünden özel görev yüklendiği, dolayısıyla, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması bakımından İdare Mahkemelerinin idari para cezaları ile sınırlı olarak görevli kılındığı, bunun dışında kalan tüm uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemelerince çözüme kavuşturulacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
4077 sayılı Yasa uyarınca; davanın, davacı Şirkete verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan kısmının aynı Yasa’nın 23. maddesiyle verilen görev kapsamında Tüketici Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği görüşüyle, uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki karara katılmıyorum.

                                                                                                       

 

                                                                                                          

                                                                            

 

DİSİPLİN HUKUKU
Disiplin hukuku sonucu yaptırıma bağlanmış fiillerin işlenmesini önlemek, devlet kurumlarında iç düzeni sağlamak için ortaya çıkmış olup ceza hukuku ile benzer yönleri olsa da özgün yönleri ile büyük farklılıklar göstermektedir.
 
Anayasada, devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler memur ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiştir. Memurların, görevlerini yaparken belirli bir düzen içinde çalışmaları, mevzuat hükümlerine uygun davranmaları, kamu hizmetlerinin aksamaması adına, zorunludur. Disiplin suçu, memurun görevini eksiksiz bir biçimde yapması, kamu hizmetinin sunulmasında herhangi bir aksaklık yaşanmaması için getirilmiş kurallara aykırı tutum ve davranışlarıdır.
 
Danıştay bir kararında disiplin hukukunun amacını “Disiplin yaptırımlarının amacı kamu hizmetlerinde sürekli, düzenli ve güvenli yürütülmesini gerçekleştirmek olduğu kadar devletin saygınlığını korumaktır” şeklinde ifade etmiştir. 
 
Hakkında disiplin soruşturması açılan kişinin aynı ceza soruşturmasında olduğu gibi bazı temel haklara sahip olması insan hakları açısından önem arz etmektedir.
 
Türk Hukuk sistemin hem maddi hukuk hem de usul hukuku açısından bütünleyici bir düzenleme olmamakla birlikte tüm kurumların kendine ait yasal düzenlemeleri bulunmaktadır.

 

En genel düzenleme 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. v d. Maddeleridir. Kanunun 125. Maddesinde verilebilecek disiplin cezaları sayılmıştır.

 

Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

 

A - Uyarma : Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

 

Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,
  2. b) Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terketmek,
  3. c) Kurumca belirlenen tasurruf tedbirlerine riayet etmemek,
  4. d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak,
  5. e) Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,
  6. f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak,
  7. g) Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak,
  8. h) Görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak.

 

B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.

 

Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak,
  2. b) Eşlerinin, reşit olmayan veya mahcur olan çocuklarının kazanç getiren sürekli faaliyet- lerini belirlenen sürede kurumuna bildirmemek,
  3. c) Görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak,
  4. d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davra- nışlarda bulunmak,
  5. e) Devlete ait resmi araç,gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak,
  6. f) Devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek,
  7. g) İş arkadaşlarına, maiyetindeki personele ve iş sahiplerine kötü muamelede bulunmak, h) İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak,

ı) Görev mahallinde genel ahlak ve edep dışı davranışlarda bulunmak ve bu tür yazı yazmak, işaret, resim ve benzeri şekiller çizmek ve yapmak,

  1. j) Verilen emirlere itiraz etmek,
  2. k) Borçlarını kasten ödemeyerek hakkında yasal yollara başvurulmasına neden olmak,
  3. l) Kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak.
  4. m) (Ek:17/9/2004 - 5234/1 md.)Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek.

 

C - Aylıktan kesme : Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.

 

Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak,
  2. b) Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek,
  3. c) Devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak,
  4. d) Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunmak,
  5. e) Görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek,
  6. f) Görev yeri sınırları içerisinde her hangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla

izinsiz olarak kullanılmasına yardımcı olmak,

  1. g) (Mülga: 13/2/2011 - 6111/111 md.)
  2. h) (Mülga: 13/2/2011 - 6111/111 md.)

ı) Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,

  1. j) (Mülga: 13/2/2011 - 6111/111 md.)

 

D - Kademe ilerlemesinin durdurulması : Fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1 - 3 yıl durdurulmasıdır.

 

Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek,
  2. b) Özürsüz ve kesintisiz 3 - 9 gün göreve gelmemek,
  3. c) Görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun çıkar sağlamak,
  4. d) Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak,
  5. e) Görev yeri sınırları içinde herhangi bir yeri toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz kullanmak veya kullandırmak,
  6. f) Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek,
  7. g) (Mülga:17/9/2004 - 5234/33 md.)
  8. h) Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde

bulunmak,

ı) Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve

mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,

  1. j) Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak,
  2. k) Açıklanması yasaklanan bilgileri açıklamak,
  3. l) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya iş sahiplerine hakarette bulunmak veya

bunları tehdit etmek,

  1. m) Diplomatik statüsünden yararlanmak suretiyle yurt dışında, haklı bir sebep göstermeksizin ödeme kabiliyetinin üstünde borçlanmak ve borçlarını ödemedeki tutum ve davranışlarıyla Devlet itibarını zedelemek veya zorunlu bir sebebe dayanmaksızın borcunu ödemeden yurda dönmek,
  2. n) Verilen görev ve emirleri kasten yapmamak,
  3. o) Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.

 

E - Devlet memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere

memurluktan çıkarmaktır.

 

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak,

boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

  1. c) Siyasi partiye girmek,
  2. d) Özürsüz olarak (...)(2) bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  3. e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  4. f) (Değişik: 13/2/2011 - 6111/111 md.) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  5. g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  6. h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

  1. j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  2. k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  3. l) (Ek: 3/10/2016 – KHK-676/75 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/61 md.) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.

 

Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.

 

Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.

 

Öğrenim durumları nedeniyle yükselebilecekleri kadroların son kademelerinde bulunan Devlet memurlarının, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesini gerektiren hallerde, brüt aylıklarının 1⁄4’ü – 1⁄2’si kesilir ve tekerrüründe görevlerine son verilir.

 

Özel kanunların disiplin suçları ve cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır.

 

Yukarıda yazılı disiplin kovuşturmasının yapılmış olması, fiilin genel hükümler kapsamına girmesi halinde, sanık hakkında ayrıca ceza kovuşturması açılmasına engel teşkil etmez.

 

Disiplin Hukukuna Hakim Olan İlkeler

 

Oranlılık İlkesi

 

Disiplin hukukuna hakim olan ilk ilke oranlılık ilkesidir. Oranlılık işlenen fiil ile disiplin yaptırımı arasındaki makul ve korunan oranı ifade eder. Bu ilke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin demokratik toplum ilkesinin karşılığıdır. Danıştay bir kararında,  Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 9/h maddesinde “ticaret yapmak” fiilinin cezası olarak kademe ilerlemesinin durdurulması olarak düzenlendiği halde, aynı yönetmeliğin 11. maddesinde ücretli-ücretsiz özel bir iş görmek, ek görev görmek veya serbest bir meslek icra etmek meslekten çıkarma cezası gerektiren fiil olarak öngörülmüş, somut olayda eşi adına işyeri açan öğretim üyesi hakkında verilen  meslekten çıkarma cezasını açık hata sayarak ve oranlılığa değinerek, kademe ilerlemesinin durdurulmasını gerektiren ticaret yapma suçundan mahkûm edilmesi gerektiğini belirterek disiplin cezasını iptal etmiştir.

 

Savunma Hakkı

 

Savunma hakkı yalnızca disiplin hukukunun değil hukuk devletinin temel kurallarından biri olup yargısal anlamda olduğu kadar disiplin hukukunda da mevcut olmalıdır. Savunması alınan, disiplin soruşturmasıyla karşı karşıya gelen kişi süreç boyunca yazılı olarak bilgilendirilmeli, talebi reddetme ve itiraz hakkı bulunmalı, savunma için yeterli süre verilmelidir. Bunun yanında tüm bildirimler mevzuattaki usullere göre yapılmalıdır.

 

Gizlilik İlkesi

 

Soruşturma sürecinde delillerin karartılmasını, idari sırların ifşasını önlemek açısından esas olan gizlilik ise de soruşturmanın muhatabı açısından mutlak bir gizlilik söz konusu değildir.

 

Çift Disiplin Yaptırımı Uygulama Yasağı

 

Bu yasak aynı fiilden dolayı iki kere cezalandırmanın önüne geçmek için uygulanmaktadır. Her ne kadar farklı kurumlarca bir fiile ilişkin disiplin soruşturması söz konusu olabilse de daha hafif paşam yaptırım uygulanmalıdır.

 

Disiplin soruşturması ile ilgili olarak hazırlanan rapor ve bu rapora dayanılarak alınan kararda, Soruşturma yapılan kişinin kimliği, görevi, adresi, isnat edilen fiilin işlendiği tarih, olayın öğrenilme tarihi, soruşturmaya başlama tarihi, Olay özeti ve toplanan deliller, Delillerin tartışılması, Soruşturulan kişinin savunması, savunma hakkının kullanılıp kullanılmadığı, İsnat edilen fiile uygulanacak yaptırım, Varsa ağırlatıcı ve hafifletici nedenler, Sanığın sicil dosyası özeti, Varılan sonuç yer almalıdır.

 

Disiplin cezasının belirlenmesinde ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler bulunmaktadır. Tekerrür hali ağırlaştırıcı bir neden iken iyi hal de hafifletici bir nedendir. Sicil durumu cezanın belirlenmesinde etkili olacaktır.

 

Disiplin yetkisi hiyerarşik gücün verdiği yetkilerden biridir. Disiplin cezası verme konusunda amirin yetkisi bağlı yetkidir. Bundan dolayı amirin disiplin cezası verme yetkisini, kanunda aksi öngörülmedikçe, devretmesi mümkün değildir

 

Devlet memurları, disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına itiraz edebilir. Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir. Disiplin amirleri ve disiplin kurulları tarafından verilen disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazlarda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür.

 

Avukat hakkında verilen, disiplin kurulu kararına karşı, Cumhuriyet Savcısı ve ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kuruluna itiraz edebilir.

 

Disiplin suçlarında soruşturma ve yaptırım zamanaşımı bulunmakta olup devlet memurları için soruşturma zamanaşımı, fiilin öğrenilmesinden itibaren, “uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezaları” bir aylık süre içinde; “memurluktan çıkarma cezasında” altı ay ve nihayetinde disiplin cezasını gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıldır. Avukatlar için ise ihbar, şikâyet veya istek tarihinden başlanarak bir yıllık soruşturma zamanaşımı, ve nihayetinde üç yıllık zamanaşımı söz konusudur.

 

Cezalandırma zamanaşımı ise avukatlar için dört buçuk yıldır. Cezalandırma zamanaşımı devlet memurları için ise DMK m.128’e göre, disiplin amirleri uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarını soruşturmanın tamamlandığı günden itibaren on beş gün içinde vermek zorundadırlar. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren hallerde ise soruşturma dosyası, karar vermek için yetkili disiplin kuruluna 15 gün içinde tevdi edilir. Disiplin kurulu, dosyayı aldığı tarihten itibaren 30 gün içinde soruşturma evrakına göre kararını bildirmek zorundadır. Memurluktan çıkarma cezası söz konusu olduğu hallerde, disiplin amirleri tarafından yaptırılan soruşturmaya ait dosya, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kuruluna gönderilmesinden itibaren en fazla altı ay içinde karara bağlanmak zorundadır.

 

TAM YARGI DAVALARI
İdari iş ve eylemlerin hukuka aykırılığına karşı idari başvuru yolları ve yargısal başvuru yolları düzenlenmiştir.
Temel amacı idarenin eylem ve işlemlerinde hukuka uygunluğun sağlanması olan idari davaların bir çeşidi de tam yargı davaları olarak adlandırdığımız idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğradıkları iddiasında olanlarca açılan ve zararın giderilmesi talebi olan davalardır.
İYUK madde 2/1-b de düzenlenmiştir.
Tam yargı davalarının konusunu idari işlemler ya da idari eylemler oluşturabilir.
Tam yargı davaları kendi içinde türlere ayılır.
Bunlar :
  • Tazminat Davaları
  • İstirdat( Geri Alma) Davaları
  • İdari Sözleşmelerden Doğan Davalar
  • Vergi Davaları
 
 
Tam yargı davalarında görevli mahkeme hangi mahkemedir?
Tam yargı davalarında genel görevli yargı yeri idare mahkemeleridir.Danıştay ve vergi mahkemeleri de tam yargı davalarında özel görevli mahkemelerdir.
Kanunun açık hükmü bulunmadığı hallerde idarenin sorumluluğunu gerektiren davaların idari yargı dışında adliye mahkemelerinde açılması mümkün değildir.
İdarenin sorumluluğunu soğuran tutum ve davranışlar olumlu ya da olumsuz olabilir.Örneğin zımni red kararları da tam yargı davası konusu oluşturabilir.
Tam yargı davaları ile iptal davaları birlikte açılabilir mi?
Bir idari işlem ya da eylem dolayısıyla ilgilinin menfaatinin yanı sıra ilgilinin bir hakkı da ihlal edilmiş olabilmektedir.
Bu durumlarda iptal davası ile tam yargı davasının birlikte açılması mümkündür.
İptal davası açıldıktan sonra da tam yargı davası açılabilir. Hatta iptal davasının kaybedilmesinden sonra dahi tam yargı davası açılabilir. Çünkü İdare eylem veya işleminde hukuka uygun davranmış olsa dahi kusursuz sorumluluk prensibinin geçerli olduğu hallerde tam yargı davasının açılmasında engel yoktur.
 
İlgili tam yargı davası açmadan önce İdareye başvurulduğunda dava açma süresi bu başvurudan etkilenir.
Bu durumda iptal davasının sonuçlanmasından sonra zararın tazmini için üst makama , üst makamın olmaması durumunda kararı veren makama dava açma süresi içinde başvuran ilgililerin istemi İdare tarafından açıkça reddedilirse bu ret kararının tebliği üzerine 60 gün içerisinde  cevap verilmezse bu sürenin dolmasından sonra 30 gün içerisinde Vergi mahkemesinde, 60 günlük sürede İdare mahkemesinde dava açılabilir.
İdari işlemlere karşı doğrudan tam yargı davası açılabilir mi?
Bir idari işlemden doğan zararın tazmini için doğrudan ve hatta iptal davası açılmadan doğrudan doğruya zarar tazmini için tam yargı davası açılabilir.
Bir idari işlemin yapılmamasından dolayı da tam yargı davası açılabileceği unutulmamalıdır.
Örneğin, yıkım kararının uygulanmamış olması sebebiyle zarar meydana gelebilir ve bu sebeple İdare aleyhine tam yargı davası açılabilir.
İdari eylemden doğan tam yargı davaları:
İdari eylem, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan, fizik alanında görülen iş, hareket , ameliye ve çalışmalardır.
Arkasında bir idari işlem bulunmayan idari eylemler de vardır.
Örneğin, İdarenin yapması gereken bir şeyi yapmaması , can ve mal güvenliğini sağlayıcı önlemleri almaması idari bir eylem olarak kabul edilir.
Tam yargı davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır ve ne zaman başlar?
Hakkı ihlal edilen kişi tarafından idari dava açılmadan önce, bu eylemin yazılı olarak bildirilmesi veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması suretiyle hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi zorunludur.
Yapılan başvurunun kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde ön karar alınmış olur ve bu ön kararın alınmasından sonra süresinde tam yargı davası açılabilir.
Bu arada ön kararın aynı zamanda bir idari işlem niteliği taşıdığını ve iptal davasına konu edilebileceğini belirtmekte yarar vardır.
İdareye başvuru için öngörülen en geç 5 yıllık sürenin idari eylemin tamamlandığı , yol açan zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması gerekir.
İdari sözleşmelerin yapılmasından sonra taraflar arasında bir anlaşmazlığın çıkmış olması tam yargı davası konusu edilebilir.
İdari sözleşme imzalanmasından önceki aşamaya ait uyuşmazlıkları idari işlemden doğan uyuşmazlık, idari sözleşmelerin uygulanmasından doğan ve tam yargı davasına konu olan uyuşmazlıkları idari sözleşmenin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlık olarak adlandırabiliriz.
İdari sözleşme öncesi işlemlerden doğan zararı idari sözleşmeden doğan zarar kapsamında değil idari işlemden doğan zarar niteliğinde kabul ederiz.
Tam yargı davası açılabilmesi için bir hakkın ihlal edilmiş olması şarttır.
Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olan kimseler tam yargı davası açabilirler.
Tam yargı davalarında kural olarak İdare davalı konumundadır.Dava, hakkın ihlaline yol açan eylemi ifa eden veya işlemi gerçekleştiren İdareye karşı açılır.
Tam yargı davalarının açılması için öngörülen süreleri davanın idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi açıldığına göre ayırmak mümkündür.
İdari işlemlerden kaynaklanan tam yargı davalarında dava açma süresi 60 gündür.
İdari eylemlerden doğan zararların tazminine ilişkin olarak dava açılmadan önce İdareye başvurulması halinde bu başvuru cevabından itibaren 60 günlük sürede dava açılması gerekir. Bu hallerde İdarenin başvuruya 60 gün içinde cevap vermeyebileceği zımni red halinden sonraki izleyen 60 gün içinde tam yargı davası açılabileceği unutulmamalıdır.
Tam yargı davası iptal davası gibi dilekçe ile açılır.
İPTAL DAVALARI
İdari işlem, idarenin yetkisini ve kamu gücünü kullanarak yaptığı, tek yanlı, icrai, resen icra edilebilir, yazılı, karine olarak iptal edilene kadar hukuka uygun, yargısal denetime tabii işlemdir.
 
İdari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönleri ile hukuka uygun olmalıdır. Bu yönlerden biri ile hukuka aykırı olan idari işlemin iptali mümkündür. Ancak idari yargı, yerindelik denetimi yasağına aykırı bir şekilde ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak şekilde karar veremez.
 
İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2/2).İptal davası ile idari işlemin hukuka uygunluğunu sağlanır.
 
Dava Açma Süresi
 
İdari işlemin iptali için genel dava açma süresi Danıştay ve İdare Mahkemesi’nde açılacak davalarda 60 gün vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Kanunda özel bir düzenleme yoksa Dava açma süresi işlemin ilgilisine yazılı olarak tebliğ edilmesinden başlar.
 
İptal Davasına Konu Edilebilecek İşlemler 
 
İşlem kamu tarafından yapılmış olmalıdır.
 
Kamu hizmetini yürütmek gayesi ile gerçekleştirilmelidir.
 
Kesin ve icrai olmalıdır.
 
Dava Açma Ehliyeti
 
İptal davası açabilmek için kişinin idari işlem ile arasında hukuken korunan ya da korunmaya değer bir ilginin olması, kişinin hukuki durumunu etkilemesi ve güncel olması gerekmektedir.
 
Bunun yanında idari işlemin tüm toplumu ilgilendirmesi halinde dava açma ehliyetinin menfaati ihlal şartı daha geniş yorumlanmaktadır. Kamu yararını ilgilendiren konularda daha geniş bir kitle dava açma ehliyetine sahiptir. Danıştay, toplumun tümünü veya belli kesimlerini ilgilendiren konularda menfaati ihlal edilen kişiler ile birlikte meslek kuruluşları, odalar, barolar dernekler vb. kuruluşların da iptal davası açma ehliyetine sahip olduğunu yerleşik içtihat haline getirmişti.
 
Kolektif idari işlemlerde de muhalif kalan üyeler tutacağa geçirilmek kaydıyla iptal davası açabilmektedir.
 
Dilekçenin Unsurları
 
İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır. Dilekçelerde; tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi, vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar, vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası, gösterilmelidir.
 
Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık yada sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.
 
Görevden Red
 
Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
 
Yürütmeyi Durdurma
 
Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.
 
Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz.
 
Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.
 
Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdarî veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir (İYUK m.27/7).
 
DA N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2019/254 Karar No : 2019/323
 
Vergi dairelerinin, beyanların düzeltilmesine yönelik müeyyideli yazıları üzerine, ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri üzerinden yapılan vergi tarhiyatlarına ve cezalara karşı açılan davaların esası incelenmeden reddedilmeleri nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular üzerine Anayasa Mahkemesi, 27/02/2019 tarih ve B.No:2015/15100 sayılı kararıyla; başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkanına sahip olamadıkları, dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanunun 378. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının -sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuların, müdahelenin hukuka aykırı olduğuna yönelik iddia ve itirazlarını etkin bir biçimde sunamaması sonucuna yol açtığı, buna göre somut olayda mülkiyet hakkının öngördüğü usul güvencelerinin sağlanamamasından dolayı müdahalenin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasında olması gereken adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşıldığı, başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere vergi mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Olayda, davalı idarenin beyanlarının düzeltilmesine ilişkin müeyyideli yazılarına istinaden davacı tarafından verilen düzeltme beyannamelerine konan ihtirazi kaydın dava açma hakkı vereceği yönünde Mahkemece yapılan değerlendirme yukarıda değinilen Anayasa Mahkemesi kararında ortaya konulan ilkelere uygundur. Bu nedenle, temyize konu kararın ihtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkuk eden katma değer vergileri, hesaplanan gecikme faizleri ile kesilen vergi ziyaı cezalarına karşı dava açılabileceği yolundaki ısrar hükmü Kurulumuzca uygun bulunmuş olup dilekçede ileri sürülen iddialar kararın bu yönden bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Vergi mahkemesinin kararı, düzeltme beyannamelerine konulan ihtirazi kaydın, süresinden sonra verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiye dava açılmasına olanak sağlayan bir çekince olarak kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozulduğundan, kararın tahakkuk eden vergiler, hesaplanan gecikme faizleri ve kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılmamış olup, bu incelemenin Kurulumuzca değil, ilk derece yargı yerince verilen kararları temyizen incelemekle görevli vergi dava dairesince yapılması gerekmektedir.
 
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalı idarenin temyiz isteminin ısrar hükmü yönünden REDDİNE,
2- İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin, 23/10/2018 tarih ve E:2018/1364, K:2018/2523 sayılı kararının, tahakkuk eden vergiler, hesaplanan gecikme faizleri ve kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrası temyizen incelenmek üzere dosyanın Danıştay Üçüncü Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
 
D A N I Ş T A Y İKİNCİ DAİRE Esas No : 2018/4275 Karar No : 2019/2258
 
Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Davacı tarafından ileri sürülen hususlar, Bölge İdare Mahkemesi kararının davacının daire başkanlığı görevinden alınmasına ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacının müfettiş kadrosuna atanması hakkındaki işlemin iptaline ilişkin kısmına gelince: Anayasa'nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerinin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla kanunla düzenleneceği, üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esaslarının da kanunla özel olarak düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Memurların atanması, görev ve yetkileri, aylıkları ve ödenekleri ile diğer özlük işleri, kural olarak 657 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Bu Kanun, bütün memurlar yönünden genel yasal düzenleme niteliğindedir. Öte yandan, 375 sayılı KHK'nın Ek 18. maddesinde, yönetici kadro veya pozisyonunda görev yapmakta iken görevden alınan veya görev süresi sona eren kamu görevlilerinin hangi kadro veya pozisyona atanacaklarına ilişkin olarak ayrıntılı bir düzenleme yapılmış, anılan maddenin (c) fıkrasının (2) no'lu bendinde, 657 sayılı Kanun'un 36. maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) no'lu bendinde sayılan merkez teşkilatına ait kadrolar ile mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri ve yeterlilikleri aynı veya benzer nitelik arz eden merkez teşkilatına ait kadro veya pozisyonlarda bulunmayanlardan ek göstergesi 3600 (dâhil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl görev yapmış olanların, bu kadro veya pozisyonlara atanmaları öngörülmüştür. Bu bağlamda, anılan KHK maddesi ile, ek göstergesi 3600 (dâhil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl yöneticilik yapmış olanların, kuruma ait kariyer meslek kadrolarına atanması öngörülmüştür. Hükümdeki kariyer mesleklerden kastın, bu mesleklere girişte bir aşama olan ve belli bir süre ile bulunulan yardımcılık kadroları değil, yardımcılık dönemi sonunda atanılan kadrolar olması gerektiği açıktır. Diğer taraftan, özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Davacı tarafından ileri sürülen hususlar, Bölge İdare Mahkemesi kararının davacının daire başkanlığı görevinden alınmasına ilişkin kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacının müfettiş kadrosuna atanması hakkındaki işlemin iptaline ilişkin kısmına gelince: Anayasa'nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerinin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla kanunla düzenleneceği, üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esaslarının da kanunla özel olarak düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Memurların atanması, görev ve yetkileri, aylıkları ve ödenekleri ile diğer özlük işleri, kural olarak 657 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Bu Kanun, bütün memurlar yönünden genel yasal düzenleme niteliğindedir. Öte yandan, 375 sayılı KHK'nın Ek 18. maddesinde, yönetici kadro veya pozisyonunda görev yapmakta iken görevden alınan veya görev süresi sona eren kamu görevlilerinin hangi kadro veya pozisyona atanacaklarına ilişkin olarak ayrıntılı bir düzenleme yapılmış, anılan maddenin (c) fıkrasının (2) no'lu bendinde, 657 sayılı Kanun'un 36. maddesinin “Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) no'lu bendinde sayılan merkez teşkilatına ait kadrolar ile mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri ve yeterlilikleri aynı veya benzer nitelik arz eden merkez teşkilatına ait kadro veya pozisyonlarda bulunmayanlardan ek göstergesi 3600 (dâhil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl görev yapmış olanların, bu kadro veya pozisyonlara atanmaları öngörülmüştür. Bu bağlamda, anılan KHK maddesi ile, ek göstergesi 3600 (dâhil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl yöneticilik yapmış olanların, kuruma ait kariyer meslek kadrolarına atanması öngörülmüştür. Hükümdeki kariyer mesleklerden kastın, bu mesleklere girişte bir aşama olan ve belli bir süre ile bulunulan yardımcılık kadroları değil, yardımcılık dönemi sonunda atanılan kadrolar olması gerektiği açıktır. Diğer taraftan, özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetişme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutulan kariyer mesleklerde yardımcılık kadroları, ilk defa kariyer mesleklere alınacakların yetiştirilmeleri ve mesleğe hazırlanmaları için asgari üç yıl çalışılan, asıl kariyer meslek kadrolarına atanılıncaya kadar bulunulan kadrolardır. Bu yetişme dönemi sonunda ilgili mevzuat uyarınca asıl kadrolara atanma hakkını elde eden personel müfettişlik ve uzmanlık kadrolarına, edemeyen personel ise memur kadrolarına atanmaktadır. Bu durumda, ek göstergesi 3600 (dâhil) ila 6400 (hariç) olarak tespit edilen yönetici kadro veya pozisyonlarında toplam en az üç yıl görev yapmış olanların, görevden alınmalarına veya görev sürelerinin sona ermesine müteakip yardımcılık kadrolarına atanmaları halinde, 657 sayılı Kanun'un 76. maddesinin, kurumların, kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurlarını bulundukları kadro derecelerine eşit veya daha üst diğer kadrolara naklen atayabilecekleri yolundaki amir hükmü hilafına, memur kadrolarına atanmaları gerekebilecektir. Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, madde kapsamına giren yöneticilik kadrolarında en az üç yıl görev yaptıktan sonra görevden alınan ve daha önce 657 sayılı Kanun'un 36. maddesinin ilgili fıkralarında belirtilen kadrolarda bulunmamış personelin müfettiş veya uzman kadrolarına atanmaları gerekmektedir. Bu durumda, davalı idare bünyesinde üç yıldan daha uzun bir süre ek göstergesi 3600 olan kadroda görev yapmış olan davacının, özel yasal düzenleme uyarınca, müfettiş kadrosuna atanmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir
 
Açıklanan nedenlerle;
  1. Davacının TEMYİZ İSTEMİNİN KISMEN REDDİNE,
  2. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesinin 03/10/2018 günlü, E:2018/1512, K:2018/1366 sayılı kararının, davacının daire başkanlığı görevinden alınmasına ilişkin kısmının ONANMASINA,
  3. Davacının TEMYİZ İSTEMİNİN KISMEN KABULÜNE,
  4. Anılan kararın, davacının müfettiş kadrosuna atanması hakkındaki işlemin iptaline ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 6545 sayılı Kanun'la değişik 2/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,
  5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, kararı veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesine gönderilmesine,
  6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na 6545 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.