+90 850 644 84 59
info@mermerogluhukuk.com
BLOG
ÇİFTE VERGİLENDİRMENİN ÖNLENMESİ
Devletlerin maliye politikalarının belirlenmesinde vergiler çok önemli yer tutar. Vergilemenin eşit ve adil olması gerek ülke içinde gerekse uluslararası ilişkilerde pozitif durum oluşturur.
Gelişen uluslararası ticarette çok uluslu şirket sayısının ve pazar payının artışı, ithalat ve ihracat işlemlerinin sayı ve kapasite olarak geldiği seviye, yabancı yatırım finans modellerinin ve kaynaklarının denizaşırı ölçekte aldığı mesafe Devletleri, vergilendirme mevzuatlarında uluslararası şirketler ve yatırımcıları kendi ülkelerine çekebilmek İÇİN devletler arasındaki vergilendirme politikalarındaki farklılıklar sebebiyle girişimcilerin uğradıkları zararların giderilmesi ve karşılıklı ticaret hacminin geliştirilmesi amacıyla çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmalarını düzenlemeye itmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar 85 ülke ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması imzalamıştır.
Çifte vergilendirme aynı vergi konusunun hem doğduğu hem de mükellefin mukim olduğu devletlerde birden fazla kez ve aynı dönemler içinde vergilendirme konusu edilmesi halidir. Her ne kadar çifte vergilendirme olarak adlandırılsa da mükellefin ikiden daha fazla devlet tarafından veya daha fazla kez vergilendirmeye tabi tutulması mümkün olup bu durumlar da çifte vergilendirme kapsamına girmektedir.
Çifte vergilendirme sorunu mükellefiyetin tam olarak belirlenemediği durumlarda devletlerin yerel mevzuat farklılıkları dolayısıyla mükellef yönünden daha büyük zarar doğurabilmektedir.
Çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin ikili anlaşmaların arttırılması çalışmaları 1921 yılında Milletler Cemiyeti tarafından yürütülmeye başlanmış, ilk tavsiye kararı ise 1955’te OECC tarafından alınmıştır. 1956 yılında tüm devletlerin benzer kurallar içeren taslak bir metin üzerinde anlaşmalarının önemine binaen Mali Komite tarafından OECD ülkeleri için çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin taslak anlaşma metni üzerinde çalışmalar başlatılmıştır.
1963’te Taslak Anlaşma , 1977’de Model Anlaşma ve Yorumları üzerinde revizyonlar gerçekleştirilmiş, güncellemeler yapılmıştır.
OECD üye ülkeleri büyük çoğunlukla model anlaşma metnine bağlı kalmışlardır. Model Anlaşmanın mahiyeti gereği etkisinin OECD ülkeleri ile sınırlı kalmadığı ve OECD üyesi olmayan ülkelerdeki çalışmalarda dahi değerlendirmeye alındığını söylemek mümkündür.
Anlaşma, taraf Devletlerden birinin veya her ikisinin mukimi olan bütün kişilere uygulanır .
Model Anlaşmada çifte vergilendirmenin önlenilmesi için iki farklı yol benimsenmiştir. Biri istisna diğeri ise mahsup yöntemidir.
Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir.
Deniz, iç su yolu ve hava taşımacılığı ayrı bir madde altında düzenlenmiş ve etkin yönetim merkezi kıstas alınmıştır.
Bazı gelir ve servet unsurları bağlamında münhasır vergilendirme hakkı taraf Devletlerden birine verilir. Böylece, diğer taraf Devletin söz konusu unsurları vergilendirmesi engellenir ve çifte vergilendirme önlenmiş olur.
Bunun yanı sıra vergi ayrımcılığının önlenmesi, çifte vergilendirmenin önlenmesine ve Anlaşmanın yorumlanmasından kaynaklanan anlaşmazlıkların çözülmesine yönelik bir karşılıklı anlaşma usulünün tesis edilmesi, taraf  Devletlerin vergi makamları arasında bilgi değişimi, taraf Devletlerin birbirlerinin vergilerinin tahsilatında yardımlaşması, diplomatik temsilcilerin ve konsolosluk memurlarının vergi işlemlerinin uluslararası hukuka uygun olarak muamele görmesi, Anlaşmanın bölgesel genişlemesi prensipleri korunur.
Maddelere eklenen taraf Devlet yetkilileri tarafından hazırlanan yorumlar özellikle uyuşmazlıkların çözümünde büyük yarar sağlamakta ve bağlayıcı olmaktadır.
OECD Mali İşler Komitesi çok taraflı bir uluslararası anlaşmadan ziyade ikili anlaşmaların çifte vergilendirmenin önlenmesi konusunda daha faydalı ve uygulanabilir olduğu kanaatini taşımaktadır.Bu kanının haklılığını farklı basamaklı ve oranlı vergi sistemlerinin yanı sıra mükellefiyet tesisinde benimsenen kriterler açısından çok çeşitli vergi sistemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkları gösterebiliriz.
Her ne kadar çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmaları imzalansa da yerel mevzuatta vergilendirme basamakları, vergi afları ve kavramsal farklılıklar çok uluslu şirketler yönünden sorunlara yol açabilmektedir.
Örneğin , Türkiye’de, 05.12.2019 kabul tarihli 7194 Sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile gelir vergisi sistemine yeni bir basamak eklenmiştir. Söz konusu değişiklikle 500.000 TL ve üzerinde gelir elde edenler için %40 oranının uygulanmasına karar verilmiştir. Medeni hale göre gelir vergisinde ayrım yapılan federal Almanya’da 2019 yılında yapılan değişiklikle gelir vergisine yeni bir basamak daha eklenmiştir. Böylece dört basamaklı yapıya geçen Almanya’da “ dayanışma vergisi” adı altında %5.5 oranında vergi tahsil edilmektedir.
Federal yapıda olan ABD’de federal yönetimin ve eyalet uygulamalarının farklılaştığını görürüz. 2020 yılı için en yüksek gelir vergisi oranının %37 olduğu ABD’de federal hükümet vergi gelirlerinin üçte ikisini, eyalet ve belediyeler ise kalan üçte birlik kısmı toplamaktadır.
Gelir ve ücret kavramlarının vergilendirmede farklı değerlendirildiği Avusturya’da ise çifte vergilendirmenin önlenmesi amacıyla ikamet yeri Avusturya olmasına rağmen sınır ötesi çalışanlara özel hükümler uygulanmakta ve bu kişilerin gelirlerinin tamamı Avusturya’da vergilendirilmektedir.
1 Ocak 2016’dan itibaren yeni bir vergilendirme basamağı ekleyen Avustruya’da 1 milyon Avro üzeri gelir elde edenler için artan oranlı sistemde en yüksek oran %55’e çıkarılmıştır.
Diğer bazı ülkelerden de bahsetmek gerekirse, Slovenya orta gelir basamağına tekabül eden gelirlerde vergi oranını düşürmüş, İspanya ise en üst vergi diliminde yer alan oranda indirime gitmiştir.
Türkiye’de cinsiyete ya da medeni duruma göre farklılaşan vergi oranları uygulanmamaktadır. Ancak Almanya’daki medeni hale dair farklı uygulamaya Malta’da rastlayabileceğimiz gibi İsrail’de kadın –erkek cinsiyet ayrımının vergilendirmede ölçüt olarak kullanıldığını belirtmekte yarar vardır.
Özellikle çok uluslu şirketlerin kar dağıtımı, gayri maddi hakların transferi veya kiralanması işlemlerinde çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmalar çok büyük önem taşımaktadır.
Ayrıca gayri maddi hakların vergi mükellefiyeti açısından sahiplik durumunun belirlenmesinde de uluslararası alanda sorunlarla karşılaşılmaktadır.
Bir diğer vergilendirmede karşılaşılan sorun da garantiye ilişkindir.Özellikle uluslararası muhasebe ve raporlama standartlarına konu edilen garanti hizmetlerine ilişkin yerel mevzuatlarda farklı düzenlemeler uyuşmazlık konusu edilmektedir.
Çifte vergilendirmenin önlenmesi konusu gündeme getirildiğinde vergi cenneti olarak adlandırılan vergilemenin, bilgi paylaşımının , şeffaflığın olmadığı ya da düşük düzeyde olduğu ülkelerden de bahsedilmesinde yarar vardır.Türkiye vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelerdeki hukuki ve cezai yaptırım yetersizliği karşısında önlem olarak  zararlı vergi rekabeti uygulayan ülkelerde yerleşik kurumlara yapılan her türlü ödeme üzerinden %30 oranında vergi kesintisi yapılmasını  öngörmüştür.(Kurumlar Vergisi Kanunu madde 30/7)
25.02.2020 tarihinde yürürlüğe giren 2151 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2007/12888 sayılı Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Bakanlar Kurulu Kararında değişiklik yapılarak çok uluslu işletmelere, belgelendirme konusunda ek yükümlülükler getirilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti 2020 yılından itibaren transfer fiyatlandırması risk değerlendirmesi ile matrah aşındırılması ve kâr aktarımına ilişkin diğer risklerin değerlendirilmesi ve ekonomik-istatiksel analiz amaçlarıyla Ülke Bazlı Raporlama sistemine geçiş yapmış bulunmaktadır. Mükelleflerce düzenlenen ve bölgesel anlamda önemli verilere sahip olacak Ülke Bazlı Raporlar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar kapsamında karşılıklı olarak diğer ülke vergi idareleri ile paylaşılabilecektir.
Ülke Bazlı Rapor, raporlanan hesap döneminden bir önceki hesap döneminin konsolide finansal tablolarına göre toplam konsolide grup geliri 750 milyon Avro ve üzerinde olan çok uluslu işletmeler grubunun Türkiye’de mukim nihai ana işletmesi veya vekil işletmesi tarafından hazırlanır ve elektronik ortamda İdareye sunulur.
TİCARİ REKLAM VE HAKSIZ TİCARİ UYGULAMA
Ticari Reklam Nedir?
 
Ticari reklam, ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak; bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.
 
Haksız Ticari Uygulama Nedir?
 
Bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine uymaması ve ulaştığı ortalama tüketicinin ya da yöneldiği grubun ortalama üyesinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde bozması veya önemli ölçüde bozma ihtimalinin olması durumunda haksız olduğu kabul edilir. Tüketiciye yönelik haksız ticari uygulamalar yasaktır.
 
Reklam Kurulu Nedir?
 
Ticaret Bakanlığı bünyesinde yer alan Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü aktif olarak faaliyetlerini 1995 yılından beri sürdürmekte olup, aynı şekilde Reklam Kurulu da görevini 1995 yılından beri icra etmektedir.
 
Reklam Kurulu; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 63 üncü maddesinde; “(1) Ticari reklamlarda uyulması gereken ilkeleri belirleme ve haksız ticari uygulamalara karşı tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeleri yapma, bu hususlar çerçevesinde inceleme ve gerektiğinde denetim yapma, inceleme ve denetim sonucuna göre durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası veya gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası verme hususlarında görevli bir Reklam Kurulu oluşturulur.” hükmü ile Kanunen düzenlenmiş ve kararları icrai nitelikte olan bir Kurul’dur.
 
Bu kapsamda kamu, özel sektör, sivil toplum ve mesleki kuruluşlar olmak üzere her kesimden paydaş içeren Kurul’da toplam 19 üye yer almakta olup, ayda bir yapılan toplantılarla; gıda, sağlık, turizm, kozmetik, iletişim, dayanıklı tüketim, finansal hizmetler, eğitim, enerji, tütün ve alkol reklamları gibi birçok sektöre ait reklamlar değerlendirilmektedir.
 
Ayrıca Reklam Kurulu tarafından;
 
  • Alt yazı ve dipnot içeren reklamlar,
  • Karşılaştırmalı reklamlar,
  • Fiyat bilgisi içeren reklamlar,
  • İndirimli satış ile Kampanya içerikli reklamlar
  • Taklit mallara ilişkin tanıtımlar ile kötüleme ve itibardan haksız yararlanma içerikli reklamlar,
  • Örtülü reklamlar,
  • Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıdalara ilişkin reklamlar,
  • Çocuklara ilişkin reklamlar
  • Finansal hizmetlere ilişkin reklamlar
  • Falcı, medyum, astrolog ve benzerleri tarafından verilen hizmet reklamları ile yasadışı bahis ve kumar oyunlarının reklamları
  • Ateşli ve ateşsiz silah reklamları
 
gibi reklam türleri de incelenmektedir.
“Tüketicilere yönelik” bir ticari reklamın ilgili mevzuatına aykırı olması durumunda 6502 sayılı Kanun'un "Ceza hükümleri" başlıklı 77 nci maddesi uygulanmaktadır:
 
"...(12) Bu Kanunun 61 inci maddesinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket eden reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları hakkında durdurma veya aynı yöntemle düzeltme veya idari para cezası ve gerekli görülen hâllerde de üç aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. Aykırılık;
  1. a) Yerel düzeyde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise on bin Türk Lirası, (2019-17.094-TL)
  2. b) Ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise iki yüz bin Türk Lirası, (2019-341.921-TL)
  3. c) Süreli yayınlar aracılığıyla gerçekleşmiş ise (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezaların yarısı,
ç) Yerel düzeyde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise beş bin Türk Lirası,(2019-8.546-TL)
  1. d) Ülke genelinde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmiş ise elli bin Türk Lirası,(2019-85.480-TL)
  2. e) İnternet aracılığı ile gerçekleşmiş ise elli bin Türk Lirası, (2019-85.480-TL)
  3. f) Kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmiş ise yirmi beş bin Türk Lirası,(2019-42.738-TL)
  4. g) Diğer mecralar aracılığı ile gerçekleşmiş ise beş bin Türk Lirası,(2019-8.546-TL) idari para cezası verilir. Reklam Kurulu, idari işleme konu ihlalin bir yıl içinde tekrar edilmesi hâlinde yukarıda belirtilen idari para cezalarını on katına kadar..
(13) Bu Kanunun 62 nci maddesinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında haksız ticari uygulamanın üç aya kadar tedbiren durdurulması veya durdurulması yaptırımı veya beş bin Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Kurul, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. İdari para cezası, aykırılık ülke genelinde gerçekleşmiş ise elli bin Türk Lirası olarak uygulanır. Aykırılığın reklam yoluyla gerçekleştirildiğinin tespiti hâlinde bu maddenin on ikinci fıkra hükümleri uygulanır…”
 
Reklam Kurulu tarafından verilen kararların iptali için İdare Mahkemesi’nde dava açılabilmektedir.
 
Bahsedilen ceza çeşitleri dışında ticari faaliyet durdurma, ürünleri toplatma, el koyma, erişimin engellenmesini sağlama gibi Reklam Kurulu tarafından tesis edilebilecek ceza türleri bulunmamaktadır
 
Kimler Reklam Kurulu’na başvuruda bulunabilir?
 
Ticari bir reklam sebebiyle aldatılmış olsun olmasın ya da bahsi geçen reklamın tarafı olsun olmasın tüketiciler, rakip firmalar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri gibi toplumun birçok paydaşı başvuruda bulunabilmektedir.
 
Başvuru Yolları Nelerdir?
 
Reklam Kurulu’na başvurular yazılı olarak veya elektronik ortamda yapılabilmektedir.
 
Başvuru Şartları Nelerdir?
 
Başvuru sahibi gerçek kişinin adı, soyadı ile T.C. kimlik numarası ve adresini, tüzel kişinin ise unvanı ve adresini içermeyen başvurular Kurulca değerlendirmeye alınmamaktadır.
UZLAŞTIRMA KAPSAMINDA OLMAYAN SUÇ İLE BİRLİKTE İŞLENEN UZLAŞTIRMA KAPSAMINDAKİ SUÇ

Uzlaştırma Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 2. Kısım  1.bölümde yer alan 253. ve 254. maddelerinde düzenlenmiştir.

Uzlaştırma

Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.) (1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:

  1. a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
  2. b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88), 2. Taksirle yaralama (madde 89), 3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit (madde 106, birinci fıkra), 4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116), 5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.)(2) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi), 6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık (madde 141), 7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.)(2) Güveni kötüye kullanma (madde 155), 8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık (madde 157), 9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.)(2) Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165), 10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234), 11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239), suçları. c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.

 (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.

(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, (…)(1) cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 - 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (1)(4) (4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.

 (5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.

(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.

(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.

 (8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.

 (9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)

(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde bulundurulur.

(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.

(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.

(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır. (14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir. (15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir. (1) (16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler. (17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder. (18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez. (19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. (20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz. (21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.

(22) (Değişik birinci cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır. (23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen kanun yollarına başvurulabilir. (24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır. (25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

 

Başarılı bir uzlaştırma ceza davasını önleme sonucuna ek olarak cezanın infazı problemlerini, muhtemel hukuk davasını ve icra takibini önleyeceği gibi yeni suçların işlenmesini önleyerek toplumsal barışa katkıda bulunur.

Ceza usul hukukumuzda uzlaştırma bir yargılama şartı olarak düzenlenmiştir. CMK madde 174/1-c

Ayrıca iddianamenin iadesi sebebidir.

Uzlaştırma kovuşturma evresinde de gerçekleşebilir. Bu halde sanık hakkında düşme kararı verilir.

Ceza verilmesine yer olmadığına dair karar ile düşme kararı karşılaştırıldığında, düşme kararının sanığın daha lehine bir karar olduğunu görürüz. Çünkü, ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi halinde sanık aleyhine güvenlik tedbirine hükmolunacağı gibi tazminat sorumluluğu da ortadan kalkmaz.

Ancak uygulamada sıklıkla hem uzlaşmaya tabi hem de uzlaşmaya tabi olmayan ayrı ve birden fazla suçun aynı olayda meydana gelmesi hali ile karşılaşırız.

Bu durumda önce uzlaşma prosedürü yönünden gerekli işlemler yerinen getirilmeli, sonucuna göre sanığın hukuki durumu takdir ve tayin edilmelidir.

 

MENFİ TESPİT DAVALARINDA ARABULUCULUK
YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ 2020/85 E , 2020/454 K 13/02/2020

6102 sayılı TTK ‘na 7155 sayılı kanunla eklenen 5/A maddesi gereğince ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesi zorunlu olmadığı gibi arabuluculuğa gidilmiş olmasının bir dava şartı da olmadığı gözetilmelidir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2020/85 e 2020/454 k sayı 13/02/2020 tarihli kararı ile ticari nitelikteki menfi tespit davaları açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olup olmadığına dair oluşan istinaf daireleri kararlarındaki uyuşmazlığı gidermiş ve içtihat birliğini sağlamıştır.
Bilindiği üzere tespit davasının özel türlerinden biri de ticari nitelikteki menfi tespit davalarıdır.Davanın sonucunda, borçlunun borçlu olmadığının anlaşılması halinde borçlu olunmayan kısım belirtilmek suretiyle olumsuz tespit hükmü kurulur.Mahkemece verilen hüküm alacağın tahsilini gerektirir nitelikte bir hüküm değildir dolayısıyla İİK madde 32 gereğince doğrudan icraya konulamaz.
Oysa arabuluculuk sonucu verilen kararlar ilam hükmündedir ve cebri icra yoluna başvurulabilir.
Kanun koyucunun bu sebeple bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmadığı anlaşılmaktadır.
Yüksek Daire yukarıda belirtilen gerekçeyle ticari nitelikteki menfi tespit davaları açısından arabuluculuğun dava şartı olmadığına dair karar vermiştir.
ULUSLARARASI UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM YOLLARI
Uluslararası ticarette uygulamada en çok ICC’nin uzlaşma kurallarına başvurulur.(ICC Mediation Rules) Taraflarca tahkim yoluna gitmenin ön şartı olarak uzlaşma yoluna başvurulması şart olarak kullanılabilir.
ICC’nin Uzlaşma Kuralları 1 Ocak 2014’te yürürlüğe girmiştir ve uygulanmaktadır.
Uzlaşma sürecinde taraflar diledikleri zaman süreci sona erdirebilirler. Prosedürün hiçbir bağlayıcılığı yoktur ancak uzlaşma gerçekleşir ve taraflar aralarında uzlaşma anlaşmasını imzalarlarsa artık bu metinde yer alan şartlarla bağlı olurlar.
Uzlaşmada en önemli husus gizliliktir.
Uzlaşma sürecinde taraflarca ifade edilen teklifler veya görüşler, uzlaştırıcının yaptığı teklifler ya da tekliflerden herhangi birinin kabul edildiği beyanı delil olarak kullanılamaz.
ICC tahkim kuralları zorunlu bir uzlaşma prosedürünü öngörmez.
Taraflarca uyuşmazlığa uygulanacak hukuk yönünden yetkili mahkeme belirlenmemişse, yetki sözleşmesi ya da yetki şartı düzenlenmemişse genel yetki kuralları uygulanır.
MÖHUK md 47 “Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur.”
MÖHUK madde 47 gereğince taraflar yetkinin münhasır yetki esasına göre saptanmadığı hallerde yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkisinden doğan uyuşmazlığın yabancı devlet mahkemesinde görülmesini kararlaştırabilirler. Yetki şartıyla ya da bağımsız yetki anlaşmasıyla düzenlenebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken MÖHUK’un sadece borç ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar yönünden yetki sözleşmesi yapılabilmesine olanak vermesidir. Ancak yetki sözleşmesinin tarafları hakkında herhangi bir sınırlama getirmemiştir ve kamu tüzel kişileri de yetki konusunda anlaşma yapabilir.
Uyuşmazlıkların çözüm yolu olarak tahkim yolu da kararlaştırılabilir ya da mevzuat gereği uyuşmazlığın tahkime götürülmesi söz konusu olabilir.
Tahkimin hukuki niteliği hakkında başlıca dört farklı görüş vardır.Ancak genel olarak tahkim yolunun ticari uyuşmazlıkların devlet mahkemelerinin yetkisi dışında uzman hakemlerden oluşan hakem heyeti tarafından çözüme kavuşturulması olarak tanımlayabiliriz.
Tahkim yolunun mahkemelere göre daha hızlı olması,tarafların eşitliğine hizmet etmesi, farklı tabiyetteki tarafların yerel mahkemelere güven eksikliği, uzman ve deneyimli kişiler tarafından uyuşmazlığın sonuçlandırılması ihtiyacı, sürecin gizliliği ve kamuya açık olmaması, tanıma ve tenfiz prosedüründeki kolaylıklar tarafları tahkim yoluna götürür.
Burada önemli olan bir diğer husus New York Yabancı Hakem Kararlarının Tenfizine İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine her ülkenin taraf olmamasıdır. Taraf olmayan ülkeler açısından tanıma ve tenfiz imkansız dahi olabilmektedir.
Tahkim yolunun her uyuşmazlık açısından mümkün olmadığı , örnek olarak gayrimenkul aynına ilişkin uyuşmazlıkların ve diğer kamu düzenine ilişkin uyuşmazlıklarla iş hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların tahkime götürülemeyeceği unutulmamalıdır.
Tahkime dair UNCITRAL tarafından hazırlanan 1961 tarihli Uluslararası Ticari Tahkim Konusunda Avrupa Sözleşmesi ve New York Sözleşmesi önemli çalışmalar arasındadır.
Ad Hoc yani tarafların tahkimin usul ve esasına, hakemlerin seçimine ilişkin kuralları kendilerinin belirlediği tahkimde UNCITRAL Tahkim Kuralları en çok tercih edilen kurallardandır.
Kurumsal tahkimde ise tahkime ilişkin hususlar ilgili kurum tarafından kurallara bağlanmaktadır.Taraflar tahkim sözleşmesinde ya da şartında sadece bu kurumun tahkimini benimsediklerine atıfta bulunmakla yetinebilirler.
Bazı uluslararası tahkim kuruluşları;
ICC Tahkim Divanı Milletlerarası Ticaret Odası Tahkim Kuralları-ICC RULES OF ARBITRATION
Amerikalılararası Ticari Tahkim Komisyonu Tahkim Kuralları – INTER AMERICAN COMMERCIAL ARBITRATION COMMISSION ARBITRATION RULES
Amerikan Tahkim Derneği Tahkim Kuralları – AMERICAN ARBITRATION ASSOCIATION
Londra Milletlerarası Tahkim Divanı – THE LONDON COURT OF INTERNATIONAL ARBITRATION
Kurumsal tahkim yolunun tercih edilmesinde güvenlik ve taraflara sunulan hizmet önemli sebeplerdendir.
 
ULUSLARARASI TİCARİ SÖZLEŞMELER
Öğretide uluslararası ticaret hukukunun kapsamı hakkında çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Ancak genel bir tanımlama yapılmak gerekirse uluslararası ticaret hukukunu birden fazla ülkeye ait unsur barındıran ticaret ilişkisine uygulanacak normlar bütünü şeklinde tanımlayabiliriz.
Dünya üzerindeki ülke sayısının çokluğu ve ticaretin tarihsel gelişimi bir arada değerlendirildiğinde uluslararası ticaretin gün geçtikçe artan hacminin şaşırtıcı olmadığı kolaylıkla anlaşılır. Bu durum her geçen gün yeni ticaret sistemlerin doğuşunu sağladığı gibi uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak yeni sistem ve normlara olan ihtiyacı da arttırmaktadır.
Uluslararası ticaret belirli koşullar altında ülkelerin refah seviyesini arttıran ve ülke ekonomilerinin olmazsa olmaz yapı taşları arasındadır. Sınırlı kaynakların, sınırsız çeşitte ürüne çevrilmesi ülkeler arası ticaretin gelişmesiyle hız kazanmıştır.
Genel olarak bakıldığında ülkelerin çok uzun zamandan beri uluslararası ticarette uygulanacak hukuk normlarını yeknesaklaştırmaya çalıştıkları, ülkelerin yerel mevzuat farklılıklarının uluslararası ticaretin gelişmesinin önünde duran bir engel olmaktan çıkarılması için komisyonlar, kurullar ve hatta kurumlar oluşturdukları görülmektedir.
Uluslararası ticaret hukukunda kullanılagelen kuralların tamamı sistemin etkin, hızlı ve adil çalışmasını sağlamaya yöneliktir.
Taraflar arasındaki ticaret hukukuna ait ilişkinin uluslararası nitelik taşıdığının tespiti için birden fazla ülkeye ait unsurları içerip içermediğine bakılır. Örneğin bir sözleşmede hiçbir uluslararası unsur bulunmuyorsa yani sadece tek bir ülkeyle ilişkili ise bu sözleşmenin uluslararası sözleşme olduğundan bahsedilemeyecektir.
Diğer yandan uluslararası ticarette milli hukuklar yerine uluslararası nitelikte yeknesak hukuk kuralları uygulanılması zarureti devletlerin bir araya gelerek uygulanagelen kuralları bir araya getirme ve milli hukukların da bu kurallara uyumlanmasını sağlama amacı ile oluşumlar kurmalarını sağlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti olarak tarafı olduğumuz “Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG)”  Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Komisyonu tarafından (UNCITRAL) hazırlanan ve 11 Nisan 1980 tarihinde kabul edilen anlaşmadır.
CISG farklı coğrafyalarda 89 ülkenin taraf olduğu ve uluslararası ticarette satım hukukuna ilişkin önemli bir hukuki düzenlemedir.Öğretide CISG için ticaretin dili de denilmektedir.Hem Kara Avrupası Hukuku hem de Anglo Sakson Hukuku mümkün olduğunca CISG ‘ye kaynak olmuştur. Hazırlanışında karşılaştırmalı hukuk metodlarından yararlanılmıştır.
Satım hukukuna ilişkin kurallar her ülkenin yerel mevzuatında birbiriyle tamamen aynı olmasa da genel itibariyle benzemektedir.
CISG’nin ama amacı tarafların yapacakları uluslararası ticaretten maksimum faydayı sağlamaları ve ticaretin sürekliliğinin korunmasıdır.İşlem maliyetlerinin en aza indirilmesi devletler arası ticari ilişkilerin ne nihayetinde dostluğun da gelişmesine katkı sağlayacaktır.
CISG sözleşme özgürlüğü ilkesini destekler.
Bazı yerel hukuklarda yapılan düzenlemelerde CISG’den esinlenilmiştir.Almanya, Çin Halk Cumhuriyeti örnek verilebilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde 1 Ağustos 2011’de onaylanarak yürürlüğe giren CISG iç hukukumuzun bir parçasıdır.
INCOTERMS Milletlerarası Ticaret Odası tarafından ilk kez 1936’da yayınlanmış ve süreçte pek çok değişikliğe uğrayarak revize edilmiş genel olarak taşıma masraflarına ve sigorta masraflarına katlanılmasına ilişkin tarafların yükümlülüklerini düzenleyen, hasara kimin katlanacağına, hasarın intikaline, gümrük vergisi ve harçların  hangi tarafça karşılanacağına dair düzenlemeler içerir.
ICC MODEL CONTRACT COMMERCIAL AGENCY başkası adına iş yapmayı meslek edinmiş acentelerin uluslararası ticarette aracılık faaliyetinden dolayı hak edecekleri ücret ve diğer menfaatlere ilişkin olarak hazırlanmıştır.
Acente esasında bir vekil olarak ticari işletmeyi temsil eder ve işletme adına belirli bir bölgede veya belirli bir müşteri grubuna karşı ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde sürekli olarak aracılık eder.   
Acente sadece tek bir ticari işletmeyi temsil etmek yükümlülüğünde değildir. Temsil ettiği işletmeden bağımsız olarak farklı müvekkillerle iş ilişkisine girebilir.
Uluslararası ticarette acentelerin önemi büyüktür. İhracatçının kendi çalışanı olmadığı hallerde yurtdışında yerleşik bir temsilcinin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler aracılığıyla yurtdışındaki müşterilerle doğrudan ilişkiye geçebilmektedir.
Acente müvekkili için müşteri çevresi oluşturur.Simsar ile acente bu yönüyle de birbirinden ayrılır. Simsar ile işletme sahibi müvekkil arasında geçici, acente ile müvekkil arasında sürekli bir ilişki kurulur.Ayrıca simsarın temsilcilik görevi yoktur. Yapacağı tek şey tarafları sözleşme akdetmek üzere bir araya getirmektir.
Tek satıcı ile acente arasında da fark vardır.Tek satıcı ticari işletmenin mallarını kendi adına ve hesabına satarken acente satışa aracılık yapar veya ticari işletme nam ve hesabına sözleşme akdeder.
Acente pazarlamacıdan da farklıdır.Çünkü acente bağımsız hareket ederken pazarlamacı ticari işletmeye bağımlıdır.
Acentelik sözleşmesinin tarihine baktığımızda ilk olarak Alman Ticaret Kanununda 1897 yılında ele alındığını görürüz.İsviçre Ticaret Kanununda ise 1949 yılında düzenlenmiştir.İsviçre  hukukunda Borçlar Kanununda, İtalya hukukunda Medeni Kanunda düzenlenen acentelik Türk hukukunda Ticaret Kanununda yer alır.
Acentelik sözleşmeleri de kendi içinde ayrıma tabidir.Komisyoncu, dükrüvar, alt acente ve confirming house olarak adlandırılmaktadır.
Özellikle confirming house, uluslararası ticarette yurtdışındaki müşterilerden sipariş alan ihracatçı için önemli bir garantidir. Confirming house ihracatçıya yurtdışından gelen siparişin doğruluğunu teyit eder.Sözleşmenin gereği gibi akdedilmesini, ifasını ve alıcının ödeme gücünü garanti eder.
Milletlerarası Mal Satımında Acentelik Hakkında Antlaşma da UNIDROIT tarafından geliştirilmiştir.Ancak imzalayan 9 devlet tarafından dahi yürürlüğe konulmamıştır.
Milletlerarası nitelikteki tek satıcılık sözleşmelerinde kural olarak tek satıcının ülke hukukunun uygulanacağını belirtmekte yarar vardır.Dolayısıyla yabancılık unsuru taşıyan tek satıcılık sözleşmelerinde her ne kadar sözleşme serbestisi ilkesi mevcut olsa da tek satıcının tabi olduğu ülke hukukunun kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kurallarının tespiti önem taşır.
Tek satıcı yoluyla yapılan pazarlamanın ihracatçılara cazip gelmesindeki en önemli faktör yeterince iyi tanınmayan pazarda belirli bir satış yapma garantisi karşılığında ihracatçının daha az riske girmesi oluşturur.
Tek satıcının almakla yükümlü olduğu mal miktarı dönemlere göre sözleşmede açıkça belirlenir.
Mal miktarının belirlenmesinde taraflar arasında uyuşmazlık olması halinde miktarı hakim hakkaniyet ve dürüstlük kurallarına uygun olarak belirleyecektir.
Tek satıcının malın anlaşılan bölgedeki sürümünü arttırma yükümü de bulunur.Dolayısıyla tek satıcının bu amaca hizmet edebilecek nitelikte satış yerine ve yeteri kadar personele sahip olması gerekir.
Ayrıca tek satıcının müşterilere karşı satış sonrası hizmet verme yükümlülüğü de mevcuttur. Bu yükümlülük kaynağını satıcı ile tek satıcı arasında yapılan tek satıcılık sözleşmesinden alır.
Franchise sözleşmeleri de uluslararası ticarette sıklıkla karşılaştığımız sözleşme biçimidir. Franchise sözleşmesi, sürekli bir borç ilişkisi kuran, franchise verenin kendisine ait üretim,işletme ve pazarlama sistemini oluşturan fikri ve sınai unsurlar hakkında kullanma hakkı yani lisans tanıyarak franchise alanı kendi işletme organizasyonuna dahil ettiği ve sürekli desteklemek borcu altına girdiği, franchise alanın da franchise verenin sistemine dahil mal ve hizmeti kendi nam ve hesabına yapmayı, desteklemeyi ve franchise verene belirli bir ücret ödemeyi yükümlendiği sözleşme türüdür.
Franchise alan marka, işletme adı, know-how gibi birçok imtiyaz hakkını kullanır.
Franchising kavramının çıkışı 19. Yüzyılın sonlarıdır.Önce otonobil, petrol ve alkolsüz içecek sektöründe ABD’de gelişen sistem ilk ortaya çıktığında tek satıcılık sistemini andırıyordu.
Günümüzde uluslararası pazarda büyüme hedefi olan ve gelişmiş sistemlere sahip güçlü şirketler franchise sistemi ile piyasaya daha az zaman ve para harcayarak rekabet avantajı ile girme imkanı elde ederler.
Franchise sözleşmesinin lisans sözleşmesinden, tek satıcılık sözleşmesinden,acentelik sözleşmesinden, satış sözleşmesinden farkları bulunur.
Karma bir sözleşme niteliğinde olan franchise sözleşmesi esasında çerçeve bir sözleşmedir.Kendi içinde farklı sözleşmelere ilişkin unsurları barındırır.Acentelik sözleşmesine nazaran franchise veren franchise alana çok daha fazla talimat verir.Buna karşın yine de franchise alan kendi ad ve hesabına çalışan bağımsız bir tacirdir.
Türk Hukukunda franchise sözleşmelerinin yazılı yapılma zorunluluğu yoktur.Fransız hukukunda da yazılılık şekil şartı yoktur ancak franchise verenin franchise alan tarafa kendisine, dağtıım ağına,sözleşmeye ilişkin belirli bilgileri sözleşmenin imzalanmasından en az yirmi gün önce iletmek yükümündedir.
Uluslararası ticarette franchise sözleşmelerinde taraflar sözleşmeye uygulanacak hukuku serbestçe kararlaştırabilirler. Eğer taraflar arasında yazılı bir anlaşma yapılmamış ve uygulanacak hukuk belirlenmemişse karakteristik edim borçlusu olan franchise alanın bulunduğu ülke mevzuatı sözleşmeye uygulanacaktır.
 Franchise veren dilerse aynı ülkede birden fazla franchise alan ile çalışabilir ve aralarında uygun gördüğünü master franchise olarak belirleyebilir.Master franchise franchise veren adına ülkede franchise sözleşmesi imzalamaya yetkilendirilebilir.
Uygulamada master franchise belirlenmesi franchise verene pek çok fayda sağlar ve genellikle master franchise tarafın alt franchise taraflar ile ne şekilde anlaşma yapacağı, franchise bedellerinin ne şekilde paylaşılacağı yazılır.
Franchise alanın ücret ödeme, sürümü arttırma, fikri ve sınai unsurları kullanma, talimatlara uyma, sadakat ve özen gösterme, rekabet etmeme, sır saklama, bilgi verme, bizzat ifa ile yükümlüdür.
Bir diğer sıklıkla karşılaşılan sözleşme türü lisans sözleşmesidir.Bir fikri veya sınai hakkın tamamının veya bir kısmının hak sahibi tarafından kullanımının belli bir ücret karşılığı belirli bir süre için bir başkasına devredilmesi lisans sözleşmesinin genel tanımıdır.Know-how, marka,patent, faydalı model, teknik bilgi gibi gayri maddi haklar sözleşme konusu edilebilir.
İsviçre hukukunda lisans sözleşmelerinin kendiliğinden şekil şartına tabi olmadığı kabul edilir.Türk hukukunda ise sınai mülkiyet hakkına ilişkin hukuki işlemler yazılı şekle tabidir.Alman hukukunda da şekil şartı düzenlenmemiştir.
Uluslararası ticarette kullanılan lisans sözleşmelerinde yabancılık unsuru bulunur.Ancak taraflar sözleşmeye uygulanacak hukuku seçmekte serbesttir. Taraflar uygulanacak hukuku belirlemediklerinde kural olarak lisans verenin edimi uygulanacak hukuku belirler. Ayrıca örneğin patent sözleşmelerinde hakkın tescil edildiği hukuk uygulanacak hukuk olarak kabul edilir.
MÖHUK madde 28/2 gereğince ise tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde sözleşmeden doğan ilişkiye, fikri mülkiyet hakkını veya onun kullanımını devreden tarafın sözleşmenin kuruluşu sırasındaki işyeri, bulunmadığı takdirde, mutad meskeni hukuku uygulanır. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme bu hukuka tabi olur.
Avrupa Birliğinin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 101. maddesi ortak pazara dahil ülkelerde akdedilecek lisans sözleşmeleri yönünden tarafların AB rekabet mevzuatına uymakla yükümlü olduğunu belirtir.Taraflarca yapılan sözleşme AB rekabet mevzuatına aykırı ise kendiliğinden geçersiz kabul edilir.
Uluslararası ticaret hukukunda bilinmesi gereken bir diğer husus da ödemelere ilişkin kurallardır.
Bilindiği üzere ödeme çeşitleri akreditif, vesaik mukabili ödeme, mal mukabili ödeme ve peşin ödemedir.
ICC tarafından akreditifli ödeme şekline ilişkin UCP 600 sayılı broşürü yayınlamıştır. Elektronik ibraz için de UCP 600’e ek yayın yayınlanmıştır.
Taraflar aralarındaki ilişkinin UCP 600 ‘e bağlı olmasını istediklerinde bunu mutlaka akreditif metnine eklemiş olmalıdır.Aksi halde mahkeme re’sen gözetmeyecektir.
DOCDEX ve Belgeli Vesikalara İlişkin Uyuşmazlık Çözüm Uzmanlığı Kuralları ICC tarafından hazırlanmış ve ihtilafların çözülmesi amacıyla yayınlanmıştır.
Akreditif türleri dönülebilir,dönülemez, görüldüğünde ödenen, poliçeli, ödenmesi ertelenmiş, kırmızı kayıtlı, yeşil kayıtlı, garanti akreditifi,karşılıklı akreditif olarak kendi içinde türlere ayrılır.
Dünya Ticaret Örgütü de uluslararası ticaretin kurallarını düzenlemek amacıyla kurulmuş uluslararası kuruluştur.
Dünya Ticaret Örgütünün mallar, fikri mülkiyet hakları ve hizmetlerle ilgili pek çok anlaşması mevcuttur.Anlaşmazlıkları çözmek amacıyla ortak prosedürler belirler.
GATS Uluslararası hizmet ticaretine ilişkin kurallar içerir.TRIPS ise ticaretle bağlantılı fikri mülkiyet haklarına ilişkin olarak akdedilmiştir.
Uluslararası ticarette çok taraflı ve iki taraflı anlaşmaların önemi büyüktür.Özellikle yabancı yatırımlarda birden fazla hukuk düzeninin dahil olduğu uyuşmazlıklarla ve sözleşmelerle karşılaşılmaktadır.
ICSID YATIRIM TAHKİMİ
ICSID – Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkları Çözüm Merkezi 14 Ekim 1966’da yürürlüğe giren Washington Sözleşmesi ile kurulmuş uluslararası yatırım uyuşmazlıklarında tahkim yolu ile çözüm bulma amacıyla faaliyet gösteren Dünya Bankası tarafından hazırlanmış bir konvansiyon ve aynı gruba  bağlı tahkim merkezidir.2018 yılı itibariyle 153 taraf, 10 imzacı olmak üzere 163 devlet tarafından tanınan ICSID çok taraflılık özelinde güçlü bir hacme sahiptir.
Yatırımcının ICSID tarafından öngörülen kurumsal tahkim mekanizmasından faydalanabilmesi için , ev sahibi devletin konvansiyonun tarafı olması, yatırımcının tabi olduğu devletin konvansiyona taraf olması ve uyuşmazlığın yatırıma ilişkin olması şarttır.
ICSID 2020 yılı sona ermeden 2019 yılındaki 59 adet vaka rekorunu kırarak 68 yeni uyuşmazlığa çözüm bulmak üzere çalışmaktadır.
2020 yılındaki yeni vakaların özellikle petrol, doğalgaz, madencilik sektöründe yoğunlaştığı bunun yanı sıra elektrik enerjisi yatırımlarının ardından inşaat, bilgi ve iletişim, finans, ulaştırma, tarım ve balıkçılık, hizmetler sektörlerinden de ortaya çıkan uyuşmazlıklarda çözüm merci olarak tercih edildiği görülmektedir.
ICSID’in kozmopolit yapısı gereği 44 ayrı milletten hakem, uzlaştırıcı ve ad hoc komite üyesi görev almıştır. Atanmışların %86’sının erkek %14’ünün kadın olduğu yapılanmada milliyet çeşitliliğinin cinsiyet dengesini sağlamada yetersiz kaldığını söylemek de mümkündür.2019 yılında %24 olan kadın çoğunluğun 2020 yılı atamalarında sağlanamamış olması olumlu karşılanmamıştır.
Bilindiği üzere yatırım tahkimi ile ticari tahkim arasında farklar vardır.Bunlardan ilki uyuşmazlığın tarafları noktasındadır. Yatırım tahkiminde uyuşmazlığın bir tarafı mutlaka bir devlettir. İkincisi ise yatırım tahkiminin konusu noktasındadır. Yatırım tahkiminin konusu bir devlette yabancı yatırımcı tarafından yapılan yatırımdır. Üçüncü fark ise, ticari tahkimde tahkime rıza için tarafların sözleşmelerine tahkim kaydını derç etmeleri kaynak teşkil ederken, yatırım tahkiminde uluslararası anlaşmalar kaynak oluşturmaktadır. Bazı devletlerin ulusal mevzuatlarında da yabancı yatırımcılar ile taraf olunan yatırım uyuşmazlıklarında tahkime başvurulacağını düzenlenmiştir.
Yatırım tahkimi yönünden en önemli uluslararası kaynak olan ICSID Sözleşmesi, yatırımın doğrudan veya açık bir tanımını yapmayarak, tanımlama konusunda taraflara ve ulusal mevzuatlara yetki alanı bırakmıştır.Ayrıca her dönem için değişen “yatırım” kavramının tanımlanması süreklilik arz eden revizyonu da gerektireceğinden isabetli bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkündür.
Her ne kadar ICSID Sözleşmesinde yatırımın tanımı yapılmamışsa da, yatırım tahkimine konu edilecek uyuşmazlığın yatırımdan doğrudan kaynaklanan hukuki bir uyuşmazlık olması gereği 25. Maddede açıkça düzenlenmiştir.(ICSID madde 25)
Devletlerin ikili yatırım anlaşmaları incelendiğinde de benzer yaklaşımın benimsendiği, yatırım kavramının genel çerçevesinin çizildiği ve fakat derinleştirilmeksizin örnekseme yapılmakla yetinildiği görülmektedir.
“Salini Kriterleri” olarak adlandırdığımız yatırım tahkiminin “konu” bakımından en önemli değerlendirme kriterlerinde, yatırımın para ya da malvarlığı olarak ortaya çıkması, yatırımın belli bir süre devam etmiş olması, yatırımın risk içermesi,yatırımın ev sahibi devlet ekonomisine katkısının değerlendirilmesi gerekliliği vurgulanır.
Gelecekteki bir yatırım için yapılan masrafların yatırım kapsamında değerlendirilemeyeceği ( ICSID Dosya no ARB/00/2,  yabancı yatırımcı tarafından yerli bir şirketin  hisse senetlerinin ya da şirket paylarının satın alınmasının yatırım tahkimine konu edilemeyeceğine dair ICSID dosya no ARB(AF) /07/2 kararlarını örnekleyebiliriz.
Emsal teşkil eden PHOENIX davasında ICSID Salini Kriterlerine ek olarak yatırımın iyi niyetle yapılmış olmasını da ek bir kriter saymış ve aramıştır.
Bir diğer önemli husus uluslararası vatandaşlığa sahip olunması halinde ev sahibi devletin de vatandaşı olanların uluslararası yatırım tahkiminden faydalanmayacağıdır.
Günümüzde uluslararası yatırım tahkiminden faydalanabilmek amacıyla şirketlerin paravan şirketler kurarak vatandaşlık engelini aşmaya çalıştığına sıklıkla rastlamaktayız.ICSID bu konuda şirket ortaklarının milliyetine değil şirketin tabi olduğu mevzuatın ev sahibi devlet olup olmadığına bakılması gerektiği yönünde karar vermiştir.
Çifte vatandaşlık hallerinde ise tabiiyet altında olunan ülkelerden birinin ICSID’e taraf olmaması hali de gündeme gelebilmektedir.Bu duruma ilişkin ICSID kararlarında çifte tabiiyette olan tarafın hangi ülke tabiiyetinin daha yoğun ya da üstün olduğuna bakılmaksızın tabiiyet altındaki herhangi bir devletin ICSID tarafı olmasının yeterli olacağı kabul edilmiştir.
Yatırım tahkimine ilişkin uyuşmazlıklar ve kararların sürekli gelişim halinde olduğu göz önünde tutularak gelişen dünyadaki yatırım çeşitliliği ile paralel çözümler ve ilkeler belirlenmesi kararların içeriğindeki adalet ve tarafsızlık anlayışını güçlendireceği gibi taraflar açısından çekimserlik engelinin kalkmasını ve global pazarda uluslararası yatırım yapma alışkanlığının artmasının önünü de açacaktır.
ICSID KARARLARININ İCRASI
Bilindiği üzere ICSID Tahkim Kuralları bir tahkim talebinin tescil bildiriminin gönderilmesinden hüküm verilinceye kadar geçen süreyi kapsar.
ICSID tarafından verilen kararlara tarafların 120 gün içinde itiraz etme hakkı vardır. İptal sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bu haller hakem heyetinin doğru bir şekilde oluşturulmamış olması, hakem heyetinin açık şekilde yetkilerini aşmış olması, hakem heyetinin üyelerine ilişkin yolsuzluk halinin mevcut olması , usul kurallarından önemli bir ayrılma olması, kararın temel aldığı gerekçelerin yetersiz olmasıdır.
İptal yoluna başvuran tarafın ayrıca yürütmenin durdurulması talebinde bulunmaya hakkı vardır.ICSID iptal davasına başvuru ile birlikte ayrıca yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması halinde kararın yürütmesinin durdurulmasına karar verir ve ardından hakem heyeti kurulur. Yürütmenin durdurulması kararına karşı diğer tarafın itiraz etme hakkı vardır. Oluşturulan hakem heyeti her iki tarafın görüşünü alır ve duruşma süreci başlar. Yürütmenin durdurulması kararı hakkında hakem heyetinin vereceği nihai karar icra edilebilirlik özelliği taşır. Yürütmenin durdurulması kararının devamı teminat yatırma şartına da bağlanabilir.
İptal davası sonunda hakem heyeti iptal davasının reddine, önceki kararın kısmen iptaline, önceki kararın tamamen iptaline ya da hatanın tespitine ve fakat iptal talebinin reddine dair karar verebilir.
ICSID kararları konvansiyonda açıkça belirtildiği üzere hukuken bağlayıcı olup ayrıca tenfiz edilmesi gerekmeyen kararlardır.
Ancak Türkiye’de ICSID kararlarının icrası ile ilgili içtihata ya da ulusal özel bir mevzuata rastlamamaktayız.
Türkiye açısından ICSID kararlarının uygulanması konusunda ASLİYE TİCARET MAHKEMELERİ yetkili olarak gösterilmiştir.
 

 

 

ICC MODEL SÖZLEŞMELERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
ICC model sözleşmeleri genel işlem şartlı sözleşmelerden, katılma sözleşmelerinden farklı özellikte ve sözleşmenin taraflarına adil bir müzakere süreci yürütmelerine tamamen sözleşme içeriğini değiştirebilmelerine veya mevcut duruma uyarlama yapılabilecek bir metin haline getirmelerine destek olur.
Sözleşme müzakere süreçlerinde tarafların eşitliğini sağlamak görece zordur. Özellikle genel işlem şartları içeren standart tip sözleşmeler zayıf olan tarafa zorla benimsetilir. Hatta standart sözleşmelerde genel işlem şartlı sözleşmelere atıf yapıldığına da sıklıkla rastlarız.
Model sözleşmeleri milletlerarası sözleşmelerden ayıran bir özelliği de kendiliğinden uygulanabilir hiçbir bağımsız kanuni düzenleme oluşturmaz. Taraflar kendi öz iradeleriyle sözleşmeye dahil olurlar.
ICC Model Sözleşmeleri, ICC ‘nin çeşitli devletlerde oluşturduğu milli komiteleri tarafından görevlendirilen Ticaret Hukuku ve Uygulamaları Komisyonu tarafından hazırlanır.
Her bir model sözleşme için farklı çalışma grubu oluşturulur.Farklı hukuk sistemlerinin farklı çalışma gruplarında temsiline önem verilirken, düzenli tarihlerde toplantılar yapılır.
Model sözleşme ICC Publishing SA tarafından yayınlanmadan önce, CLP komisyonu, Milli Komiteler, ICC İcra Kurulunun onayından geçer.
Birbirinden farklı ticari mevzuatın uygulandığı global pazarda bu farklılıklar tacirlerin hukuki güvenliğini tehdit unsuru oluşturabilir. Model sözleşmeler ise yerel ticari mevzuat ile uluslararası gereksinimlere uygun mevzuat arasındaki farklılıkları gidermeyi amaçlar. Birden fazla milli mevzuatın uygulanması gerektiği durumlarda model sözleşmelerin uyuşmazlığın çözümünde önemli olduğu uygulamada fiilen de görülmektedir.
Model sözleşmeler hazırlanması sırasında yerel mevzuat ile uluslararası mevzuat birleştirilirken herhangi bir milli mevzuata üstünlük tanınmaması önemlidir.
ICC model sözleşmelerinde sektörel üstünlük ya da ayrımcılık görülmez. Milli ticari ilişkilerde de uygulanması konusunda engel bulunmamasına karşın, yerel mevzuata uyumlu olup olmadığı önemle incelenmelidir.
Model sözleşmeler hazırlanırken deneyimli hukukçulardan faydalanılır. Ticari hayatta model sözleşmelerin sıklıkla tercih edilmesi aynı zamanda LEX MERCATORIA’ ya da katkı sağlar. Taraflar arasında dengenin amaçlandığı model sözleşmelerin kullanımı kolay bir formatta hazırlanmasına da dikkat edilir.