+90 850 644 84 59
info@mermerogluhukuk.com
AİLE HUKUKU
6284 SAYILI KANUN KORUMA TEDBİRLERİ

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektir.

 

 

Kanun, İstanbul’da imzalanmış olması sebebiyle İstanbul Sözleşmesi adıyla da anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeleri esas alır.

 

Kanun ile koruma tedbirleri sayılmış ve hangi merci tarafından verilebileceği de belirtilmiştir.

 

Koruyucu tedbirler mağdurun hayatını sürdürebilmesi, sosyal ve ekonomik hayata adapte olmasını amaçlarken önleyici tedbirler ise şiddet uygulayan kişinin mağdura yönelik şiddet içerikli davranışlarının engellenmesini amaçlamaktadır.

 

Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

 

MADDE 3 –

 

“(1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafından karar verilebilir:

 

  1. a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.

 

  1. b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.

 

  1. c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.

 

ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması.

 

  1. d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

 

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.”

 

Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

 

MADDE 4 –

 

"(1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

 

  1. İşyerinin değiştirilmesi.

 

  1. b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.

 

  1. c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.

 

ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için

diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.”

 

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları

 

MADDE 5 –

 

“(1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

 

  1. a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

 

  1. b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

 

  1. c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

 

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

 

  1. d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

 

  1. e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

 

  1. f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

 

  1. g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi. ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle

zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

 

  1. h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde

kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

 

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

 

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

 

(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

 

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.”

 

Tedbir kararı, ilgilinin talebi ile Bakanlık, kolluk görevlilerinin ya da cumhuriyet savcısının talebi ile  en çok altı ay için verilebilir. Akabinde tedbirin devamına ya da kaldırılmasına karar verilebilir.Tedbir kararı verilmesinin ardından karar şiddet uygulayana derhal tebliğ edilir. İki hafta içerisinde aile mahkemesine ilgililer tarafından itiraz edilmesi mümkündür. İtiraz üzerine verilen karar kesin olup bir hafta içerisinde verilir.

 

Tedbir kararına aykırılık halinde şiddet uygulayan üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. İhlalin tekrarlanması halinde süre toplam altı ayı geçmemek kaydıyla onbeş ila otuz gün arasındadır.

NAFAKA UYUŞMAZLIKLARI
Nafaka, kişilerin bakmakla yükümlü olduğu kişilere mahkeme yoluyla hüküm altına alınarak bağlanan aylıktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’da Yoksulluk Nafakası, Tedbir Nafakası, İştirak Nafakası, Yardım Nafakası olmak üzere 4 çeşit nafaka düzenlemesi vardır. Nafaka talebi boşanma davası ile birlikte istenebileceği gibi ayrı bir davanın da konusu olabilir. Ancak boşanma davasından sonra açılacak nafaka davası hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tabiidir. Bu hususta yardım nafakası ayrı bir düzenlemeye tabi olup aşağıda detaylı açıklanmıştır.
 
Yoksulluk nafakası
 
Yoksulluk nafakası eşlerden birinin boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olması halinde taraflardan birinin talebi ile hüküm altına alınabilir. Eşlerden biri lehine yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için yoksulluğa düşme şartının yanında talep eden eşin kusursuz ya da daha az kusurlu olması ve ödeyecek eşin mali gücü ile orantılı olması gerekmektedir.
 
Taleple bağlılık ilkesine ilişkin Yargıtay kararı aşağıda sunulmaktadır.
 
T.C.YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2019/4494 K. 2019/8456 T. 10.9.2019
 
ÖZET : 1- Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan vakıalarda davalı-karşı davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekmekle, bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir.
 
2- Boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı erkek ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın, boşanma sonucu eşin maddi desteğinden yoksun kalacaktır. Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesi koşulları kadın yararına oluşmuştur. Bu durumda tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusurun ağırlığı, hakkaniyet kuralları gözetilerek davacı-karşı davalı kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
 
3- Hakim, taleple bağlı olup fazlaya karar veremez (HMK m.26). Açıklanan sebeplerle bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda usuli kazanılmış hakka aykırı şekilde ve talep aşılarak aylık 200 TL yoksulluk nafakası ile ortak çocuklardan her biri yararına aylık 150'şer tedbir ve aylık 200'er iştirak nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”
 
Yoksulluk nafakasına hükmedildikten sonra tarafların sosyo-ekonomik durumları, ihtiyaçları vb. değişiklikler halinde nafakanın artırılması ya da düşürülmesi ve hatta kaldırılmasına ilişkin dava açılabilir. Lehine yoksulluk nafakası hükmedilen yeniden evlenmesi ve taraflardan birinin ölümü halinde ise nafaka kendiliğinden sona erer.
 
Tedbir Nafakası
 
Boşanma davası öncesinde ya da boşanma davası sırasında taraflardan biri lehine tedbir nafakasına hükmedilebilmektedir. Boşanma davası açılmadan önce tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanmalıdır.
 
Konuya ilişkin Yargıtay kararı aşağıda sunulmaktadır.
 
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2005/14028 K. 2005/14140 T. 20.12.2005
 
öZET : Boşanma davası açılmaksızın davalının evlilik birliği gereklerini yerine getirmediği ileri sürülerek eş ve müşterek küçük çocuk için tedbir nafakası isteminde bulunulmuştur. Ayrıca açılmış işbu davada, nafaka miktarı kamu düzenine ilişkin bir husus olmayıp, hakimin takdir yetkisinin bulunması da anlaşma ile nafaka miktarını belirlemelerine engel değildir. Ayrıca davacının anlaşmaya rağmen bu davayı açıp sürdürmesinde de hukuki yararı vardır. Nitekim davalının kabulünde olan nafakayı ödememesi halinde, elinde mahkemece ilam bulunmayan davacının alacağını tahsil etme imkanı olmayacaktır. O halde davalının nafaka miktarına ilişkin kabulü geçerli olup, mahkemece kabul doğrultusunda hüküm kurulması gerekir.
 
Boşanma davası sırasında da ara karar ile tedbir nafakasına hükmedilmesi mümkündür. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır. Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın (resen) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır. Takdir edilen tedbir nafakası, açılan boşanma davası kapsamında alınan geçici nitelikteki bir önlem olarak hâkim tarafından yargılama sırasında kaldırılmadığı takdirde boşanma davasında verilen kararın kesinleşmesi ile kendiliğinden sona erer. Dava süresince önemli ve sürekli bir değişiklik olduğunda eşin birinin başvurusu üzerine nafakanın miktarı uyarlanabilir.
 
 
İştirak Nafakası
 
İştirak nafakası velayeti kendine verilen eşe, diğer eş tarafından ödenmek üzere ergin olmamış çocuk lehine desen hükmedilebilecek bir nafakadır. Bu nafaka çeşidi müşterek çocuğa ait bir hak olup, boşanma davası sırasında velayet kendisine verilen anne veya baba iştirak nafakası talebinde bulunamayacağını beyan etmiş olsa bile velayet kendisine verilen eş, boşanmanın kesinleşmesinden hemen sonra iştirak nafakası talebinde bulunabilir. Çocuğun bu hakkından vazgeçilemez. Evlilik dışı doğan çocuk lehine de iştirak nafakası talebinde bulunulabilir. İştirak nafakası çocuk ergin olmasına rağmen eğitimi devam ediyorsa eğitimi tamamlanıncaya kadar devam eder. Değişen şartlara uyarlama açısından artırım davası açmak mümkündür.
 
Reşit olan çocuğun iştirak nafakası ayrı bir davaya gerek kalmaksızın kalkar.
 
Nafaka artırım davasına ilişkin Yargıtay kararı aşağıda sunulmaktadır.
 
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2016/4481 K. 2016/8685 T. 1.6.2016
 
ÖZET : Dava, iştirak nafakasının artırılması talebine ilişkindir.
 
Nafaka artırım davasının açılması belli bir zaman geçmesine bağlı tutulmadığı gibi, her dava açıldığı tarihe göre değerlendirilmelidir. Önceki dava tarihi ile bu davanın açıldığı tarih arasında 1,5 yıldan fazla süre geçmiştir. Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır.
 
Müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, davacı anne ile nafaka yükümlüsü babanın ekonomik durumu gözetilerek, hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak uygun bir artış miktarına hükmedilmelidir.
 
Yardım nafakası
 
Yardım Nafakası birlikte yaşayıp yaşamamalarına bakmaksızın kan hısımlarının birbirlerine yardım etme yükümlülüklerini korumak için düzenlen olup yoksulluğa düşecek alt soy, üst soy ve kardeşlere talep halinde dava tarihinden itibaren bağlanan nafaka türüdür.
 
Yardım nafakası bağlanabilmesi için talep eden taraf nafakanın olmaması halinde yoksulluğa düşecek olmalı, üst soy alt soy ya da kardeş olmalı, nafaka ödeyecek kişinin bir geliri olmalıdır. Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir. Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. Aynı sırada birden çok nafaka yükümlüsü varsa ödenecek nafaka güçleri oranında paylaştırılır. Altsoy üstsoy hısımlarında ödeme gücünün bulunması yeterliyken kardeş hısımlar ise refah içinde bulunmalarına bağlıdır.
 
Konı ile ilgili Yargıtay Kararı aşağıda sunulmaktadır.
 
T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2012/17987 K. 2012/22454 T. 1.11.2012
ÖZET : Dava, yardım nafakası istemidir. Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Somut olayda, davacı her ne kadar açıköğretim fakültesinde eğitimine devam ediyor ise de aynı zamanda asgari ücret düzeyinde maaşla çalışmakta, davalı ise emekli maaşı almaktadır. Bu durumda davacının yardım nafakasından yararlanmasına olanak bulunmamaktadır. Davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir.
MAL REJİMLERİ
Türk Medeni Kanunumuzun 202 ve devamı maddeleri düzenlemelerine göre hukukumuzda, Edinilmiş Mallara Katılma (Yasal Mal Rejimi), Mal Ayrılığı Paylaşmalı Mal Ayrılığı, Mal Ortaklığı olmak üzere dört adet mal rejiminden birinin seçilmesi mümkündür. Herhangi bir mal rejimi seçilmemesi halinde, 1 Ocak 2002 tarihinden sonra başlayan evlilik birliklerinde, kural olarak edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin hükümler uygulama alanı bulanacaktır. 1 Ocak 2002 tarihinden önce başlayan evliliklerde ise eşler herhangi bir mal rejimi seçmemişlerse, mal rejiminin tasfiyesinde 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi, öncesinde edinilmiş mallara ilişkin ise mal ayrılığı rejimi uygulanacaktır.
 
İradi olarak mal rejimi seçmek isteyen tarafların mal rejimi sözleşmesi yapması gerekmekte ve taraflar seçtikleri mal rejimini diledikleri zaman değiştirebilmektedir. Mal rejimi sözleşmesi evlilikten önce ya da sonra yapılabilmektedir. Sözleşme noterde düzenleme ya da onaylama şeklinde yapılabileceği gibi evlenme başvurusu sırasında da yazılı olarak bildirim mümkündür.
 
Edinilmiş mallar Türk Medeni Kanunu 219. Maddesine göre çalışma karşılığı edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri, edinilmiş malların yerine geçen değerlerdir. Ancak kanunda sayılanla sınırlı değildir.
 
Kişisel mallar ise Türk Medeni Kanunu 220. Maddesine göre eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, manevi tazminat alacakları, kişisel mallar yerine geçen değerler olup yine kanunda sayılanlar ile sınırlı değildir.
 
Mal rejiminin sona ermesi boşanma, eşlerden birinin ölmesi ya da başka bir mal rejimi seçilmesi ile mümkündür. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar boşanma davasının kesinleşmesinin ardından bir yıl, eşin ölümünden itibaren on yıl içerisinde açılmalıdır.
 
Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi
 
4271 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak düzenlenmiş edinilmiş mallara katılma rejimi ile somut olarak herhangi bir katkısı bulunmasa dahi, özellikle kadının ev işlerini yapması vs. sebeplerle, evlilik süresince elde edilen edinilmiş mallar üzerinde, diğer eşe alacak talep edebilme hakkı tanımıştır.
 
Mal Ayrılığı Rejimi
 
Türk Medeni Kanunu 242. Ve 243. Maddesinde düzenlenen mal ayrılığı rejimi, eşlerin bu rejimi seçmeleri halinde herhangi bir tasfiyeye gerek kalmaksızın tarafların malik oldukları tüm malların kendilerinde kalması ile sona eren mal rejimidir. Mal ayrılığı rejimini seçmiş tarafların boşanma ya da ölüm sonrasında herhangi bir işlem yapmasına, dava açmasına gerek kalmamaktadır.
 
Mal Ortaklığı Rejimi
 
Türk Medeni Kanunu 256. vd. Maddelerinde düzenlenen mal ortaklığı rejimi, eşlerin kişisel mallarını ve edinilmiş malları kapsamakta olup tam bir mal ortaklığıdır. Bu bağlamda eşlerin ortak mallar üzerinde ortak hareket etmekle yükümlüdür. Eşler diğer eşin rızası olmadan bir tasarrufta bulunamayacaktır. Ancak eşlerin belirli mallarını ortaklı dışında tutmaları mümkündür.
 
Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi
 
Mal Ayrılığı Rejiminden farklı olarak tarafların birbirlerinde bulunan malları geri alabilmesini, diğer eşe ait mala sağladığı katkıları talep edebilmesini, ortak kullanılan malların paylaştırılmasını olanaklı kılan mal rejimidir. Her ne kadar mal ayrılığı özellikleri taşısa da evlilik birliği içerisinde doğal olarak ortaya çıkabilecek ekonomik ortaklığın tasfiyesini mümkün kılması sebebiyle mal ayrılığı rejimi ya da edinilmiş mallara katılma rejimi yerine tercih edilmektedir. Zira karma görünümlü bir rejim olması sebebiyle tarafların hak kaybına uğramamasını büyük ölçüde sağlamaktadır.

 

 

 

 

VESAYET DAVALARI

Vesayet kanunumuzda kamu vesayeti ve özel vesayet olarak ayrılmıştır.

Kamu vesayetinde vesayet organları, vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır. Vesayet makamı ise sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir.

 

Özel vesayet, vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının veya bir hısımı ile eşinin istemi üzerine denetim makamı tarafından kurulur. - Vesayet altındaki kişinin menfaatinin haklı gösterdiği, özellikle bir işletmenin, bir ortaklığın veya benzeri işlerin sürdürülmesi gerektiği takdirde vesayet istisnaî olarak bir aileye verilebilir. Bu durumda vesayet makamının yetki, görev ve sorumluluğu kurulacak aile meclisine geçer.

 

Vesayeti gerektiren haller , küçüklük, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı , savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı , kötü yönetim, kötü yaşama tarzı, özgürlüğü bağlayıcı ceza ya da tarafın kendi istemidir.

 

Türk Medeni Kanunu madde 21/2 gereğince “Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir.”

 

Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.

 

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir.

 

Vesayet makamı, bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergini vasi olarak atar. Gereken durumlarda, bu görevi birlikte veya vesayet makamı tarafından belirlenen yetkileri uyarınca ayrı ayrı yerine getirmek üzere birden çok vasi atanabilir. Rızaları bulunmadıkça birden çok kimse vesayeti birlikte yürütmekle görevlendirilemez.

BOŞANMA DAVALARI

Boşanma, Türk Medeni Kanunumuzun 161. maddesi ve devamında düzenlenmiştir.
Evlilik birliğinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesi yoludur.
Medeni Kanunumuzda düzenlenen boşanma sebepleri altı çeşittir. Bunlar zina, hayata kast pek kötü veya onur kırıcı davranış, terk , akıl hastalığı , evlilik birliğinin sarsılmasıdır. 
Türk Hukukunda boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nda genel ve özel boşanma sebepleri olarak düzenlenmektedir. Ek olarak evliliğin iptali de özel hallerde söz konusu olabilmektedir. Davalar anlaşmalı ve çekişmeli olarak görülmektedir. Çekişmeli dava; boşanma, velayet, nafaka, tazminat ve diğer unsurların derin olarak araştırıldığı, tanık beyanlarına başvurulan ve haliyle uzun bir süreçte sonuçlanan bir dava türüdür. Mal rejimine ilişkin hususlar da ayrı bir davanın konusu olmakta ve yine süreç uzamaktadır. Ancak tarafların boşanma ve ferileri hususunda anlaşma sağlamaları halinde anlaşmalı boşanmaları mümkündür. Anlaşmalı boşanma protokolü ile taraflar velayet, tazminat, nafaka, mal rejimi hususunda anlaşmış olmaları ve iradelerini duruşma sırasında da beyan etmeleri gerekmektedir.
Taraflar her ne kadar tüm hususlarda anlaşmış olsa da evlilik kurumunun tüm toplumu, kamu düzenini ilgilendirmesi ve varsa müşterek çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerekliliği sebebiyle hakimin anlaşmayı kabul etmeyip değişiklik talep etmesi mümkündür.
Anlaşmalı olarak açılmış davanın, şartları sağlamaması, tarafların iradelerini değiştirmesi gibi sebeplerle çekişmeli olarak da sürdürülmesi mümkündür.
Boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesi, yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veya tarafların son altı ayda ikamet ettikleri yer mahkemesidir.
Kanun koyucu boşanma davası açmaya hakkı olan eşe dilerse ayrılık dilerse boşanma davası açma hakkı tanımıştır. 
Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim davanın devamı süresince gerekli olan eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine müşterek çocukların bakım ve korunmasına ilişkin önlemleri re'sen alır.
Uygulamada ise dava dilekçesiyle birlikte tarafların nafaka ve tedbir taleplerini ileri sürdükleri görülmekte, dava dilekçesinin incelenmesi üzerine hakim tarafından düzenlenen tensip zaptında ara karar ile uygun görülen tedbirlere karar verilmektedir.
Boşanma davasında taraflar velayet, maddi- manevi tazminat , nafaka talep edebilirler.
Mal paylaşımına ilişkin dava boşanma kararı verilmesinden sonra görülür ve ayrı esasa kaydedilir.
Boşanma davasında yemin deliline başvurulamaz.Hakim tüm delilleri serbestçe takdir eder ve re'sen delil toplayabilir.